Kuran
ﮑ
ﰾ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ
ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ١٨ ١٨ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ﮒ ١٩ ١٩ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ٢٠ ٢٠ ﮫ ﮬ
ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ٢١ ٢١ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ٢٢ ٢٢ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ
ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ
ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ٢٣ ٢٣
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ وَٱلنَّصَٰرَىٰ نَحۡنُ أَبۡنَٰٓؤُاْ ٱللَّهِ وَأَحِبَّٰٓؤُهُۥۚ قُلۡ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُمۖ
Eğer iddia ettiğiniz gibi O’nun çocukları ve sevgilileri iseniz, baba, çocuğuna, seven de sevdiğine azap etmez. Siz ise azap edileceğinizi ikrar ediyorsunuz. Denildi ki: (فلم يعذبكم) “Size niçin azap ediyor?” Niçin sizden öncekilere cürümleri sebebiyle azap edip onları maymun ve hınzırlara çevirdi? (بل انتم بشر ممن خلق) “Doğrusu siz de O’nun yarattığı insanlardansınız.” Diğer insanlar gibi iyi ve kötü amellerinize göre hesaba çekileceksiniz. (el-Beğavî, 1/655.)
Soru: Şeytanın hilelerinden biri de bazı insanlara diğerlerinden ayrıcalıklı olduğu hissini vermesi ve onların da buna aldanmalarıdır. Bunu izah et.
يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ قَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمۡ عَلَىٰ فَتۡرَةٖ مِّنَ ٱلرُّسُلِ
Yani Allah, Muhammed’i ﷺ rasûllerin kesildiği, yolların silindiği, dinlerin bozulduğu; putlara, ateşe ve çarmıha (haça) ibadetin ayyuka çıktığı sırada gönderdi. İhtiyaç geneli sardığı için, Nebî’nin ﷺ gelmesi en büyük nimet oldu. Çünkü bazı yahudi hahamları, hristiyan rahipleri ve sâbiîlerden, önceki peygamberlerin izlerine sımsıkı sarılan bir grup hariç, bütün beldeler ifsad edilmiş, insanlar azgınlık ve cehâlet karanlığında kalmıştı. (İbn Kesîr, 2/34.)
Soru: İnsanların, Muhammed’in ﷺ gönderilmesine olan ihtiyacını açıkla.
ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ
Kalpleriniz ve dilleriniz ile (zikredin). Çünkü nimetlerin zikri (hatırlanması), Allah’a olan muhabbeti ve ibadete olan şevki arttırır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 227.)
Soru: Yüce Allah, üzerimize olan nimetlerini niçin devamlı hatırlamamızı emrediyor?
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَعَلَ فِيكُمۡ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكٗا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمۡ يُؤۡتِ أَحَدٗا مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٢٠
Hasan ve Zeyd b. Eslem’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Kim bir eve, zevceye ve hizmetçiye sahipse, o meliktir (sultandır)…” Müslim’de geçtiği üzere Abdullah b. Amr h da aynı sözü söylemiştir. Yine denilir ki: “Melik, başkasına muhtaç olmayandır.” (Kurtubî, 7/393-394.)
Soru: İnsan ne zaman melik (hükümdar) sıfatıyla nitelenir? Ve bu nimete şükrettik mi?
وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَعَلَ فِيكُمۡ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكٗا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمۡ يُؤۡتِ أَحَدٗا مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٢٠
(Yüce Allah,) o zamanlarda sevenin, sevdiğine; babanın da evlâdına olan şefkati gibi size ve başkalarına, kendisiyle sizi âlemlere üstün kıldığı nimetleri bahşetti. Bununla beraber isyan ettiğinizde cezalandırdı, yüz çevirdiğinizde ise öfkelendi. Dolayısıyla yücelmenin ve alçalmanın, Allah’ın dilemesiyle itaat ve günahlara göre deveran ettiğini anlıyoruz. (el-Bikâî, 2/424.)
Soru: Bu dünya hayatında nimetleri celbeden, intikamı defeden hakiki sebepler nelerdir?
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمَا ٱدۡخُلُواْ عَلَيۡهِمُ ٱلۡبَابَ فَإِذَا دَخَلۡتُمُوهُ فَإِنَّكُمۡ غَٰلِبُونَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ٢٣
(أنعم ٱلله عليهما) “Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu,” yani İslâm, yakîn veya takvâ ile... (ادخلوا عليهم الباب فاذا دخلتموه فانكم غالبون) “Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır.” (O iki kişi,) İsrâiloğullarına, “Görünüşleri sizi ürkütmesin, kalpleri sizin korkunuzla dolu, cisimleri büyük, ancak kalpleri zayıftır.” dedi. (Kurtubî, 7/396.) Soru: İsrâiloğullarını, nimet ve hükümdarlıktan zillet ve çakılıp kalmaya çeviren sebep nedir?
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمَا ٱدۡخُلُواْ عَلَيۡهِمُ ٱلۡبَابَ فَإِذَا دَخَلۡتُمُوهُ فَإِنَّكُمۡ غَٰلِبُونَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ٢٣
Nasihatlerini, (ان كنتم مؤمنين) “Eğer müminler iseniz” sözüyle bitirdiler. Çünkü Rasûl’ün sıdkından şüphe etmek imanı iptal eder. (İbn Âşûr, 6/165.)
Soru: O iki kişi nasihatlerini niçin (ان كنتم مؤمنين) “eğer müminler iseniz” sözüyle bitirdiler?