Kuran
ﮎ
ﰻ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ
ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ٢٨٣ ٢٨٣ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ٢٨٤ ٢٨٤ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ
ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ
ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ٢٨٥ ٢٨٥ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ
ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ
ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ٢٨٦ ٢٨٦
فَلۡيُؤَدِّ ٱلَّذِي ٱؤۡتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥۗ
Yüce Allah kulların haklarını yüceltmek ve fesada düşmeyi gerektiren hususlardan sakındırmak için, antlaşma anında takvâyı emrettiği gibi vefa anında da takvâyı emretmiştir. Âlûsî, 3/73.
Soru: Neden Yüce Allah vefa anında takvâyı emrettikten sonra ikinci olarak antlaşmada da takvâyı emretmiştir?
وَمَن يَكۡتُمۡهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٞ قَلۡبُهُۥۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمٞ ٢٨٣
Günah hususiyetle kalbe nispet edilmiştir. Çünkü gizlemek kalbin fiillerindendir. Yine o (kalp), kendisi ıslah olunca bedenin hepsinin ıslah olduğu et parçasıdır. Kurtubî, 4/478.
Soru: Bu âyette neden Yüce Allah kalbi özel olarak zikretmiştir?
وَإِن كُنتُمۡ عَلَىٰ سَفَرٖ وَلَمۡ تَجِدُواْ كَاتِبٗا فَرِهَٰنٞ مَّقۡبُوضَةٞۖ فَإِنۡ أَمِنَ بَعۡضُكُم بَعۡضٗا فَلۡيُؤَدِّ ٱلَّذِي ٱؤۡتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلۡيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥۗ وَلَا تَكۡتُمُواْ ٱلشَّهَٰدَةَۚ وَمَن يَكۡتُمۡهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٞ قَلۡبُهُۥۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ عَلِيمٞ ٢٨٣
Yüce Allah’ın, kullarını kendisine irşad ettiği bu güzel ahkâmlar yüce hikmetleri ve umumi maslahatları kapsamıştır. Şayet beşeriyet Yüce Allah’ın irşadı ile hidâyet bulursa, o ahkâmlar adâleti, maslahatı, hakları gözetmeyi, münakaşaları ve münazarayı kesmeyi ve geçim durumunu düzene koymayı kapsadığı için âhiretleriyle beraber dünyaları da ıslah olurdu. Tefsîru’s-Sa‘dî, s. 119-120.
Soru: Beşeriyetin din ve dünyalarını ıslah eden şey nedir?
وَقَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ غُفۡرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ ٢٨٥
İşitme ve itaat etmenin mağfireti talep etmekten önce zikredilmesi, kendisinden istenilen zata vesileyi takdim etmenin icabet ve kabule daha elverişli olmasındandır. Âlûsî, 3/69.
Soru: Neden işitip itaat etmek mağfireti talep etmenin önüne takdim edildi?
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ
Dinin emir ve nehiylerinin asıllarında nefislere meşakkat verecek hiçbir şey yoktur. Bilakis o emir ve nehiyler ruhlar için bir gıda, bedenler için bir ilaçtır ve afetlerden koruyucudur. Yüce Allah’ın, kullarına emrettiği buyruklar ancak onlar için rahmet ve ihsandır. Tefsîru’s-Sa‘dî, 120.
Soru: Şeriatın tekliflerinin hepsi ancak rahmet ve ihsandır. Âyetten yola çıkarak bunu ispatlayın.
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَهَا مَا كَسَبَتۡ وَعَلَيۡهَا مَا ٱكۡتَسَبَتۡۗ
“Hasenat/kazandığı” sözü âyette (لها) “lehine” tabiriyle gelmiştir. Çünkü bu, kişinin elde etmesiyle mutlu olup neşe/sevinç duyduğu bir şeydir. Bundan dolayı kendi mülküne izafe edilir.
“Seyyiât/şer” sözü ise (عليها) “aleyhine” tabiriyle gelmiştir. Çünkü bunlar ağır, taşınması zor yüklerdir. Bu, senin şu sözün gibidir: « لِِي مََالٍٍ » / “Benim malım var,« عََلََيََّ دََيْْنٍٍ » / “Üzerimde borç var.” Kurtubî, 4/500.
Soru: Kur’ânî tabirde hasenatları zikrederken (لها) “lehine,” seyyiâtları zikrederken (عليها) “aleyhine” denilmesinin sırrı nedir?
وَٱعۡفُ عَنَّا وَٱغۡفِرۡ لَنَا وَٱرۡحَمۡنَآۚ
(واعف عنا) “Bizi affet,” yani bizim Senin bildiğin hatalarımızdan ve taksiratlarımızdan dolayı (واغفرلنا) “Bizi bağışla,” yani bizimle kullar arasında gerçekleşenler hususunda, Sen bizim kötülüklerimizi, çirkin amellerimizi onlara gösterme, demektir.
(وارحمنا) “Bize acı:” Bu da gelecek hakkındadır, Sen bizleri tevfikinle başka bir günaha düşmekten koru. Bundan dolayı dediler ki:
“Günahkâr olan kişi üç şeye muhtaçtır:
1- Yüce Allah’ın, kendisiyle kulu arasındaki günahları bağışlamasına,
2- Bunları diğer kullarından gizleyip onu kulları arasında ifşa etmemesine,
3- Onu koruyup benzeri bir günaha düşürmemesine.” Tefsîru’s-Sa‘dî, 43.
Soru: Günahkâr olan kulun ihtiyaç duyduğu üç şey nedir?