Kuran
ﮯ
ﱎ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ
ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ٤٥ ٤٥
ﮰ
ﭶ ﭷ ٤ ٤ ﭹ ﭺ ﭻ ٥ ٥ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ٦ ٦ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ٧ ٧ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ٨ ٨ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ٩ ٩ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ١٠ ١٠ ﮯ ﮰ
ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ
ﯛ ﯜ ١١ ١١ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ١٢ ١٢
وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُواْ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهۡرِهَا مِن دَآبَّةٖ
İbn Mes‘ûd h der ki: “Âdemoğlunun günahları sebebiyle neredeyse pislik böceği dahi yuvasında azaba mahkûm edilecekti.” Yahyâ b. Ebî Kesîr r der ki: “Bir adam iyiliği emredip münkerden sakındırdı. Bir başka adam ona, ‘Sen kendine bak, çünkü zalim kimse ancak kendine zarar verir.’ dedi. Bunun üzerine Ebû Hureyre h şu cevabı verdi: ‘Kendisinden başka ilâh olmayan Allah adına yemin ederim ki yalan söyledin.’ Sonra (devamla) dedi ki: ‘Nefsim elinde olana yemin olsun ki toy kuşu dahi, zalimin zulmü sebebiyle kendi yuvasında açlıktan ölür.’” (Kurtubî, 17/401-402)
Soru: Kulların işlediği günahların etkisi hayvanlara sirayet eder mi?
وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُواْ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهۡرِهَا مِن دَآبَّةٖ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗىۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرَۢا ٤٥
Bu, cezalandırmanın gecikmesinin, âciz kaldığından veya üzerinde bulundukları hâlden Allah’ın razı olduğu zannı onları aldatmasın diye bir hatırlatmadır. Onlar şöyle dediler: “Allah’ım! Eğer bu kitap Senin katından gelmiş bir hakikat ise gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder.” (Enfâl, 8/32) Böylece Yüce Allah’ın azabı için hikmetini gerektirdiği bir vaktin olduğunu bildirdi. Bu hikmetle diğer ümmetlerin maslahatını veya gelecek olan nesillerin kalmasını gözetmiştir. (İbn Âşûr, 22/339)
Soru: Müşrikin cezasının ertelenmesi, üzerinde bulunduğu hâlin doğruluğuna alâmet değildir. Âyet-i kerime bu mânayı nasıl izah etmiştir?
وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ ٢ إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٣
Kur’ân-ı Azîm, Rasûl’ün ﷺ risâletine delâlet eden ebedî ve kesintisiz en güçlü delildir. Kur’ân’ın bütün delilleri, aynı zamanda Muhammed’in ﷺ risâletinin de delilleridir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 692)
Soru: Nebî’nin ﷺ risâletinin en güçlü delilleri nelerdir?
تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٥
Yüce Allah izzetiyle o kitabı, değişimden ve tebdilden korumuş, ayrıca onunla kullarına rahmet etmiştir. Öyle ki bu rahmet onları rahmet diyarına kadar ulaştırmıştır. Bundan dolayı âyet bu iki yüce isimle bitirilmiştir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 692)
Soru: Neden âyet-i kerîme (العزيز الرحيم) “üstün ve çok merhametli” isimleriyle bitmiştir?
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةٖ وَأَجۡرٖ كَرِيمٍ ١١
Yüce Allah’ın ism-i celâli dışında özellikle (الرحمن) “er-Rahmân” ismiyle tabir edilmesi iki sebepten dolayıdır: a- Müşrikler “Rahmân” ismini inkâr ediyorlardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “‘Rahmân da nedir?’ dediler.” (Furkân, 25/60)
b- O’nun rahmetinin O’ndan korkulmayacağı anlamına gelmediğine işaret etmek içindir. Mümin, Yüce Allah’ın rahmetini bilerek O’ndan korkar. Bununla birlikte O’nun rahmetini de umar. (İbn Âşûr, 22/354)
Soru: Neden âyet-i kerîmede (الله) “Allah” ismi yerine (ٱلرحمن) “Rahmân” ismi zikredildi?
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامٖ مُّبِينٖ ١٢
İnsandan geriye kalan ve diğer insanlar tarafından anılan şeyler onun hayır ya da şer türünden yaptıklarıdır ve kişi bunların karşılığını görecektir. Geriye kalandan kasıt, öğrettikleri bir ilim ve tasnif ettikleri bir kitap gibi ameller... ya bazı zalimlerin Müslümanların başına geçirdikleri bir görevli... ya da Allah’ı zikretmekten alıkoyan şarkı nağmeleri ve oyalayıcı şeyler gibi ortaya çıkardıkları herhangi bir kötülüktür. İşte başkalarının sonradan gelip takip ettikleri her bir güzel yol ile her bir kötü yol da böyledir. (Kurtubî, 17/420)
Soru: Vefatından sonra arkanda bırakacağın güzel bir iz olmasının önemi nedir? Aynı şekilde kötü bir iz bırakmanın da cezası nedir?
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ
Bunlar, henüz hayattayken ve vefatlarının ardından bu kimseler sebebiyle meydana gelen hayır ve şerrin izleridir... Âyetin bu kısmı sana, Allah’a β davet mertebesinin, keza O’na ulaştıracak her vesileyle O’nun yoluna iletmenin ne denli yüce bir mertebe olduğunu beyan etmektedir. Aynı şekilde bu âyet şerre davet edip onda öncülük eden kimsenin derekesinin düşüklüğünü ve onun yaratılmışların en sefili, suç bakımından en çetini ve günah bakımından en büyük olanı olduğunu açıklamaktadır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 693)
Soru: Bu âyet-i kerîmeden yola çıkarak Allah’a davet etmenin mertebesini açıkla.