Kuran
ﮣ
ﱊ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ٢٨ ٢٨ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ﭨ ٢٩ ٢٩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ٣٠ ٣٠ ﭲ ﭳ
ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ٣١ ٣١ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ٣٢ ٣٢ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ
ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ٣٣ ٣٣ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
٣٤ ٣٤ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
٣٥ ٣٥ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ٣٦ ٣٦ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ٣٧ ٣٧ ﯧ ﯨ ﯩ
ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ٣٨ ٣٨ ﯴ ﯵ
ﯶ ﯷ ﯸ ٣٩ ٣٩ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ٤٠ ٤٠
ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ
ﰈ ٤١ ٤١ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ٤٢ ٤٢
فَإِذَا ٱسۡتَوَيۡتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلۡفُلۡكِ فَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٨ وَقُل رَّبِّ أَنزِلۡنِي مُنزَلٗا مُّبَارَكٗا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡمُنزِلِينَ ٢٩
Daha sonra Yüce Allah, Nûh u gemiye yerleşip hâkim olduğunda onları zalimlerden kurtarması sebebiyle Rabbine hamdetmesini, ardından da konaklayacağı yerin bereketi için dua etmesini emretmektedir. (İbn Atıyye, 4/142.)
Soru: Âyet-i kerîmede zikredilen duanın kısımları hangileridir?
فَإِذَا ٱسۡتَوَيۡتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلۡفُلۡكِ فَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٨
Hefâcî der ki: “Bu âyette, düşmana erişen bir musibet dahi olsa hiçbir kimsenin başına gelenden dolayı sevinç duymamak gerektiğine işaret vardır. Bunu bizatihi o kimseye uğrayan bir musibet addetseler de bu böyledir. Bunun aksine, bu musibetin ihtiva ettiği bu kimsenin zararından kurtulma veya o şirk ve sapıtma kirinden temizlediği için sevinilmesi gerekir.” (Âlûsî, 9/230.)
Soru: Bu âyet-i kerîmeye göre nefis için intikam almak ile din için intikam alma arasında bir fark vardır. Bunu izah et.
وَقُل رَّبِّ أَنزِلۡنِي مُنزَلٗا مُّبَارَكٗا وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡمُنزِلِينَ ٢٩
Özetle âyet-i kerîmede Yüce Allah, kullarına, bindikleri yahut indikleri vakit bu duayı yapmalarını öğretmektedir. Hatta evlerine girip selâm verdikleri vakit böyle demelidirler. (Kurtubî, 15/37.)
Soru: Âyet-i kerîmeden amelî olarak istifade edeceğimiz şey nedir?
وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَتۡرَفۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ يَأۡكُلُ مِمَّا تَأۡكُلُونَ مِنۡهُ وَيَشۡرَبُ مِمَّا تَشۡرَبُونَ ٣٣
Bu iki vasfın zikredilmesinde, onların, peygamberlerini yalanlamaya sevk eden şeyin bu iki vasıf olduğuna dair işaret vardır. Çünkü onların âhiret gününe kavuşmayı yalanlamaları ölümden sonra sorumlu tutulacaklarını nefyetmektedir. Ellerindeki servet ve nimetler ise onları kibre ve övünmeye sürüklemektedir ki onlar tâbi değil hep hüküm süren olmaya alışmışlardır. (İbn Âşûr, 18/52.)
Soru: Âhiretten korkmayıp bolluk içinde bir yaşam sürmek, hakkı reddetmenin ve peygamberleri yalanlamanın en büyük sebeplerindendir. Âyete dayanarak bunu açıkla.
وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَتۡرَفۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ يَأۡكُلُ مِمَّا تَأۡكُلُونَ مِنۡهُ وَيَشۡرَبُ مِمَّا تَشۡرَبُونَ ٣٣
Bu, beşeriyetin âdetlerinden birini beyandır ki o da şudur: Hak daveti ilk reddedenler küfür ehlinin ileri gelenleridir. (el-Cezâirî, 3/513.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak lüks ve bolluğun tehlikesini açıkla.
أَيَعِدُكُمۡ أَنَّكُمۡ إِذَا مِتُّمۡ وَكُنتُمۡ تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخۡرَجُونَ ٣٥ ۞هَيۡهَاتَ هَيۡهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ ٣٦
Yani parçalanıp toprak ve kemik hâline geldikten sonra sizlere va’dettiği diriliş ne de çok uzaktır! Onlar olaya kısır bir döngüde baktılar ve güçlerine nispeten bunun mümkün olamayacağını düşündüler. Yaratanın kudretini kendi güçleriyle kıyasladılar. Allah bundan daha yücedir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 551)
Soru: Bu kâfirlerin içine düştükleri hata nedir ki bu sebeple dirilişi inkâr ettiler?
قَالَ رَبِّ ٱنصُرۡنِي بِمَا كَذَّبُونِ ٣٩ قَالَ عَمَّا قَلِيلٖ لَّيُصۡبِحُنَّ نَٰدِمِينَ ٤٠
Mâna şudur: Yüce Allah bu davetçi peygambere dedi ki: Kavmin, pişmanlığın fayda vermediği bir anda inkârlarından ötürü pişmanlık duymaları pek yakındır. (İbn Atıyye, 4/144.)
Soru: Sâlih ve mazlumların duasına pek hızlı icabet edilir. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.