Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮡ

ﱉ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ ﭙ
ﭚ ١٠٢ ١٠٢
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ
ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ١٠٣ ١٠٣

ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ١٠٤ ١٠٤
ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ١٠٥ ١٠٥
ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ١٠٦ ١٠٦
ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
١٠٧ ١٠٧
ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ١٠٨ ١٠٨
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ١٠٩ ١٠٩
ﯓ ﯔ
ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ١١٠ ١١٠
ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ١١١ ١١١
ﯥ ﯦ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ١١٢ ١١٢
Surah Header

ﮢ

331
سورة الأنبياء Ayetler 0 - 103

لَا يَحۡزُنُهُمُ ٱلۡفَزَعُ ٱلۡأَكۡبَرُ

“En büyük dehşet,” kıyametin ve dirilişin korkularıdır. Hasan el-Basrî der ki: “Bu, kulların cehenneme atılmasının emredildiği vakittir.” İbn Cüreyc, Saîd b. Cübeyr ve ed-Dahhâk dediler ki: “Bu, cehennemin cehennem ehli üzerine kapanıp ölümün cennet ile cehennem arasında boğazlandığı vakittir.” (Kurtubî, 14/295.)
Soru: Âhirette müminler büyük dehşetten ötürü neden tasalanmazlar?

سورة الأنبياء Ayetler 0 - 104

يَوۡمَ نَطۡوِي ٱلسَّمَآءَ كَطَيِّ ٱلسِّجِلِّ لِلۡكُتُبِۚ كَمَا بَدَأۡنَآ أَوَّلَ خَلۡقٖ نُّعِيدُهُۥۚ وَعۡدًا عَلَيۡنَآۚ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ ١٠٤

İbn Abbas’ın h naklettiğine göre Rasûlullah ﷺ şöyle demiştir:"يا أيها الناس إنكم تحشرون غلى الله حفاة عراة غرلا " “Muhakkak ki sizler Allah’a yalın ayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz olarak haşredileceksiniz.” (Buhârî, Kitabu’r Rikâk, 6522.) (كما بدانا أول خلق نعيده) “Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hâle getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (va’dettiğimizi) yaparız.” (İbn Âşûr, 17/161.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak Rasûlullah’ın u Kur’ân ile nasıl öğüt verdiğini açıkla.

سورة الأنبياء Ayetler 0 - 105

وَلَقَدۡ كَتَبۡنَا فِي ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعۡدِ ٱلذِّكۡرِ أَنَّ ٱلۡأَرۡضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ ٱلصَّٰلِحُونَ ١٠٥

Buradaki “yeryüzü,” mutlak anlamda yeryüzünün doğusu ve batısıdır. Denildi ki: “Kutsal topraklardır.” Yine denildi ki: “Cennet yurdudur.” Güçlü olan birinci görüştür. İyi kullar ise Muhammed’in ﷺ ümmetidir. Bu âyette onlar için bir övgü ve Yüce Allah’ın gaybî olan vaadinin vakıada ortaya çıktığını bildirmesi vardır. Zira Yüce Allah bu ümmete doğunun ve batının kapılarını açmıştır (fethetmeyi nasip etmiştir). (İbn Cüzeyy, 2/46.)
Soru: Yüce Allah’ın kendilerine yeryüzünün verasetini va’dettiği kimselerin vasıfları nelerdir?

سورة الأنبياء Ayetler 0 - 105

وَلَقَدۡ كَتَبۡنَا فِي ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعۡدِ ٱلذِّكۡرِ أَنَّ ٱلۡأَرۡضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ ٱلصَّٰلِحُونَ ١٠٥

İbn Abbas h der ki: “Yüce Allah burada, Müslümanların, kâfirlerin topraklarını fethedeceğini kastetmektedir. Bu da dinini üstün kılmak ve Müslümanları izzetli kılmak için Yüce Allah’tan verilmiş bir hükümdür.” (el-Beğavî, 3/196.)
Soru: Bu âyette sâlihler için bir müjde vardır. Bu müjde nedir?

سورة الأنبياء Ayetler 0 - 107

وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ ١٠٧

Her bakımdan mâna şudur: Yüce Allah, Nebîmiz Muhammed’i u göndermekle âlemlere rahmet etmiştir. Çünkü o, insanlar için en büyük saadettir ve onları en büyük şekavetten kurtarmak ile gelmiştir. Dünya ve âhirette onun elinden birçok hayra nâil olmuşlardır. Yine câhilken onlara öğretmiş ve dalâletteyken hidâyete erdirmiştir. (İbn Cüzeyy, 2/46.)
Soru: Nebî ﷺ nasıl rahmet ve hidâyet kaynağı olmuştur?

سورة الأنبياء Ayetler 0 - 107

وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ ١٠٧

Şayet “Âlemlere rahmet olması genel bir hükümdür, oysaki kâfirler onun ile rahmet bulmamışlardır, bu nasıl olur?” denilirse... Buna iki yönden cevap verilir:
1- Birincisi, onlar iman etseler dahi onun ile rahmete ermekten yüz çeviriyorlardı. Onlar, kendilerine rahmet arz edildikten sonra o (rahmeti) terk edenlerdir.
2- Diğer cevap ise; onlar geçmiş kâfirlerin helâk edilmesi gibi tufan, korkunç çığlık ve benzeri cezalar ile cezalandırılmamakla (onun sayesinde) rahmete nâil olmuşlardır. (İbn Cüzeyy, 2/46.)
Soru: (رحمة للعالمين) “Âlemlere rahmet” genel bir ifadedir, bununla birlikle kâfirler onun ile rahmete ermediler, diyene ne cevap verirsin?

سورة الأنبياء Ayetler 0 - 107

وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ ١٠٧

İbn Abbas h, Yüce Allah’ın|(وما ارسلناك الا رحمة للعالمين) “(Rasûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Ona iman edenlere dünyada ve âhirette rahmet tastamam gerçekleşti. Ona iman etmeyenlere gelince, bunlar da önceki ümmetlerin uğradığı felaketlerden onun sayesinde âsân kalmışlardır.” (Taberî, 18/552.)
Soru: Nebîmiz Muhammed ﷺ hem mümine hem de kâfire nasıl rahmet olmuştur?