Kuran
ﮡ
ﱉ
ﭝ ﭞ ﭟ ٢٥ ٢٥ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ٢٦ ٢٦ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ﭱ ٢٧ ٢٧ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
٢٨ ٢٨ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ٢٩ ٢٩ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ٣٠ ٣٠ ﮨ ﮩ ﮪ
ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
ﯕ ٣١ ٣١ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ٣٢ ٣٢ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ
ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ٣٣ ٣٣ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ
ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ٣٤ ٣٤ ﯺ ﯻ ﯼ
ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ٣٥ ٣٥
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدٗاۗ سُبۡحَٰنَهُۥۚ بَلۡ عِبَادٞ مُّكۡرَمُونَ ٢٦
Evlât edinmek (Yüce Allah’ın) varlığının zorunlu olması yönüyle bir noksanlık olunca Yüce Allah’ı bundan tenzih etmek için sözlerinin hemen ardından (سبحانه) “Hâşâ” kelimesi getirildi. Zira evlât edinmek, o evlâdın olmaması halindeki ârızî bir noksanlığı tamamlamaya ihtiyaçtan kaynaklanır. (İbn Âşûr, 17/50.)
Soru: Onların sözlerinden sonra (سبحانه) “Hâşâ” ifadesinin kullanılmasındaki hikmet nedir?
لَا يَسۡبِقُونَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ
Yani, kâinatın idaresiyle alakalı hususlarda kemâl derecesinde bir edebe sahip oldukları ve Allah’ın hikmetinin ve ilminin kâmil olduğunu bildikleri için Allah bir şey söylemeden onlar konuşmazlar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 522.)
Soru: Neden meleklerin vasıflarından biri de Yüce Allah’ın sözünden önce konuşmamaları olmuştur?
وَمَن يَقُلۡ مِنۡهُمۡ إِنِّيٓ إِلَٰهٞ مِّن دُونِهِۦ فَذَٰلِكَ نَجۡزِيهِ جَهَنَّمَۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٩
Hangi zulüm, her yönden Allah’a muhtaç olan bir mahlûkun, ulûhiyette ve rubûbiyette Allah’ın ortağının olduğunu iddia etmekten daha büyük bir zulümdür! (Tefsîru’s-Sa‘dî, 522.)
Soru: Uluhiyeti iddia edenin zulmetmesindeki yön nedir?
وَمَا جَعَلۡنَا لِبَشَرٖ مِّن قَبۡلِكَ ٱلۡخُلۡدَۖ أَفَإِيْن مِّتَّ فَهُمُ ٱلۡخَٰلِدُونَ ٣٤
Bu buyruğun sebebi şudur: Kâfirler Nebî’yi ﷺ , bir beşer olup ölecek olmasıyla hicvettiler. Yine denildi ki: “Onunla alay etmek için ölmesini temenni ettiler.” Bu sonrası için daha uygun düşmektedir. (İbn Cüzeyy, 2/36.)
Soru: Yüce Allah, Peygamber’i ﷺ , ölecek olmasıyla ayıplayanlara nasıl cevap vermiştir?
كُلُّ نَفۡسٖ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ
Bu âyet-i kerîme Hızır’ın u kalıcı olacağını söyleyenlerin görüşünün bâtıl olduğuna delâlet etmektedir. Bu, hakkında bir delilin olmadığı bir görüş olup şer‘î delillere de aykırıdır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 523.)
Soru: Bazıları, Hızır’ın u dünyada ebediyen kalıcı olduğunu söylemektedirler. Senin görüşün nedir?
كُلُّ نَفۡسٖ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَنَبۡلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلۡخَيۡرِ فِتۡنَةٗۖ وَإِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ ٣٥
(ونبلوكم بٱلشر وٱلخير) “Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz.” Sizleri fakirlikle ve zenginlikle, sağlıkla ve hastalıkla ve benzeri dünya hâlleriyle imtihan ederiz ki şerre karşı sabır, hayra karşı şükür veya bunların aksi ortaya çıksın. (İbn Cüzeyy, 2/36.)
Soru: Şer ve hayır gibi farklı şekillerde imtihan edilmedeki hikmet nedir?
وَنَبۡلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلۡخَيۡرِ فِتۡنَةٗۖ وَإِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ ٣٥
İbn Zeyd der ki: “Sevdikleri şeylerle ve hoşlanmadıkları şeylerle kendilerini imtihan ederiz. Böyle yaparız ki sevdiklerine karşı nasıl şükrettiklerini ve hoşlanmadıkları şeylere karşı nasıl sabrettiklerini görelim.” (Taberî, 18/440.)
Soru: Hayır ve şerle imtihan nasıl olur?