Kuran
ﮝ
ﱇ
ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ٧٦ ٧٦ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ
ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ٧٧ ٧٧ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ
ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ٧٨ ٧٨ ﭽ ﭾ ﭿ
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ٧٩ ٧٩
ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ
ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ٨٠ ٨٠ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ٨١ ٨١ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ٨٢ ٨٢
ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ٨٣ ٨٣ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ
ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ٨٤ ٨٤ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ
ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ٨٥ ٨٥ ﯼ ﯽ ﯾ
ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ٨٦ ٨٦
وَإِن كَادُواْ لَيَسۡتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ لِيُخۡرِجُوكَ مِنۡهَاۖ وَإِذٗا لَّا يَلۡبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلٗا ٧٦
Yani seni çıkartsalardı, senin çıkışından sonra Mekke’de pek az kalacaklardı. Nebî ﷺ Kureyş’in kendisine ve ashabına yaptığı eziyet yüzünden Mekke’den Medine’ye muhacir olarak çıktığında, onlar orada fazla kalmadan Bedir gününde öldürüldüler. (İbn Cüzeyy, 1/494.)
Soru: Yüce Allah’ın İslâm davetçilerine ve ıslah edenlere eziyetlere yönelik kanununu açıkla.
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَتَهَجَّدۡ بِهِۦ نَافِلَةٗ لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبۡعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامٗا مَّحۡمُودٗا ٧٩
Sahîh-i Buhârî’de İbn Ömer’den şöyle rivâyet edilmiştir: “Mahşer günü bölük bölük her ümmet peygamberlerinin ardına düşer ve ‘Ey filan, şefaat et! Ey filan, şefaat et!’ derler. En son şefaat dileği Peygamberimize ﷺ erişip son bulur. Bu şefaat olayı, Yüce Allah’ın, Peygamberimizi ﷺ Makâm-ı Mahmûd’a ulaştırdığı gün meydana gelir.” (İbn Âşûr, 15/185.)
Soru: Makâm-ı Mahmûd’dan maksat nedir?
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَتَهَجَّدۡ بِهِۦ نَافِلَةٗ لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبۡعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامٗا مَّحۡمُودٗا ٧٩
Gece namazında (البارئ) “el-Bâri’” (emsalsiz yaratan) Allah ile baş başa kalmak ve kimselerin olmadığı anda Yüce Allah’a münacatta bulunma vardır. (Kurtubî, 13/151.)
Soru: Gece namazını diğer namazlardan ayıran nedir?
وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَٰطِلُۚ إِنَّ ٱلۡبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقٗا ٨١
(ان الباطل كان زهوقا) “Şüphesiz bâtıl, yok olmaya mahkûmdur,” yani bâtılın vasfı budur. Ancak kendisine hakkın karşı gelmediği zamanlarda kuvvet revaç bulabilir. Bununla beraber hak geldiğinde bâtıl yok olup gider ve bir deprenişi dahi kalmaz. Bundan dolayı bâtıl ancak Yüce Allah’ın âyetleri ve bu âyetlerin beyanlarının bilinmediği zaman ve mekânlarda revaç bulur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 465.)
Soru: Ne zaman bâtılın güç ve itibarı olur?
وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَٰطِلُۚ إِنَّ ٱلۡبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقٗا ٨١
Âyetteki (كان) “olmaya” fiili yok oluşun bâtıl için bir tabiat ve huy olduğuna delildir. Onun durumu her dönemde ortaya çıkıp sonra yok olmasıdır. (İbn Âşûr, 15/188.)
Soru: Âyet-i kerîmedeki (كان) “olmaya” fiili neyi ifade ediyor?
وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٞ وَرَحۡمَةٞ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
Kur’ân’ın ihtiva ettiği şifa; kalbe gelen şüpheler, cehâlet, kötü saplantılar ve kötü niyetler gibi tüm kalbî hastalıkları kapsayıcı genel bir şifadır. Zira o, tüm şüpheleri ve cehâleti izale eden yakînî ilmi ve kendisiyle Yüce Allah’ın emrine aykırı olan tüm arzuları izale eden öğüt ve hatırlatmaları içermektedir. Bütün bunların yanında Kur’ân bedenlere uğrayan acı ve hastalıklara da bir şifadır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 465.)
Soru: Kur’ân’ın kalplere şifa olması hangi yöndendir?
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنۡ أَمۡرِ رَبِّي وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ إِلَّا قَلِيلٗا ٨٥
Bu âyet, kendisine soru sorulanın, soran kişiye, başka bir konuyu öğrenmesi daha uygunsa o soruya cevap vermeyerek, soran kimsenin ihtiyacı olan ve daha faydalı olacağını gördüğü şeye yönlendirmesi gerektiğine delildir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 466.)
Soru: İnsanların dinlerine de dünyalarına da faydası olmayacak konuları sorma oranı artmaktadır. Davetçi ve ilim talebesi bu gibi soruları nasıl değerlendirir?