Kuran
ﮝ
ﱇ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ٥٩ ٥٩ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ٦٠ ٦٠
ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ٦١ ٦١ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ
ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ٦٢ ٦٢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ٦٣ ٦٣ ﮮ ﮯ ﮰ
ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ٦٤ ٦٤ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ
ﯬ ﯭ ٦٥ ٦٥ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ
ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ٦٦ ٦٦
وَءَاتَيۡنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبۡصِرَةٗ فَظَلَمُواْ بِهَاۚ وَمَا نُرۡسِلُ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّا تَخۡوِيفٗا ٥٩
Özellikle Semûd kavmini ve mûcizesini zikretmesinin sebebi, durumlarının Araplar arasında yaygın bir şekilde bilinmesinden dolayıdır. Yine onların Arap ülkelerindeki helâk izleri Mekke ehline yakın bir mesafededir. O izleri Mekke’de doğan kimseler de görür, Şam ile Mekke arasında yaptıkları yolculuklarda oraya uğrayan kimseler de. (İbn Âşûr, 15/144.)
Soru: Neden âyet-i kerîmede özellikle Semûd kavmi zikredildi?
وَمَا جَعَلۡنَا ٱلرُّءۡيَا ٱلَّتِيٓ أَرَيۡنَٰكَ إِلَّا فِتۡنَةٗ لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلۡمَلۡعُونَةَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِۚ وَنُخَوِّفُهُمۡ فَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا طُغۡيَٰنٗا كَبِيرٗا ٦٠
Yüce Allah onlara isrâ olayını ve zakkum ağacını haber verince, onlardan bir grup bunu inkâr ettiler ve aklın bunu reddettiğini zannettiler. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyeti indirdi: “Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur’ân’da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik.” Yani mümin ile kâfiri birbirinden ayırt etmek gayesiyle insanları imtihan edip sınamak için meydana getirdik. Nebî’nin ﷺ kendilerine haber verdikleri arasında cennet ile cehennem de vardı. İşte Yüce Allah’ın onları kendiyle korkuttuğu şey budur. Rabbim şöyle buyurdu: “Biz onları korkuturuz da bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.” (İbn Teymiyye, 4/235.)
Soru: Nebî’nin ﷺ görüp haber verdiği şey insanlar için nasıl sınama/imtihan olmuştur. Bu duraktan yola çıkarak izah et.
وَنُخَوِّفُهُمۡ فَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا طُغۡيَٰنٗا كَبِيرٗا ٦٠
“Biz onları korkuturuz da bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz:” Korkunun tekraren yenilenmesini gerektirdiği için burada (ونخوفهم) “onları korkuturuz” ve (يزيدهم) “onlara arttırır” kelimelerinde muzâri fiil sîgası seçilmiştir. (İbn Âşûr, 15/149.)
Soru: Neden âyet-i kerîmede (ونخوفهم) “onları korkuturuz” ve (يزديهم) “onlara arttırır” kelimelerinde muzâri fiil sîgası seçilmiştir?
قَالَ أَرَءَيۡتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِي كَرَّمۡتَ عَلَيَّ لَئِنۡ أَخَّرۡتَنِ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَأَحۡتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلٗا ٦٢
(لأحتنكن ذريته) “neslini kendime bağlayacağım,” yani onlara hâkim olup istediğim gibi yöneteceğim. Bu ifade hayvanın çenesine yuları bağlamaktan gelir. Bu da çenesine bir ip bağlayarak devenin boyun eğdirilmesidir. (İbn Cüzeyy, 1/491.)
Soru: Şeytanın insanı kendine bağlamasından maksat ve bunun alâmeti nedir?
وَٱسۡتَفۡزِزۡ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتَ مِنۡهُم بِصَوۡتِكَ
Şeytanın sesi, Yüce Allah’a mâsiyete çağıran her davetçidir. İbn Abbas ve Mücâhid’den nakledildiğine göre bu, eğlence, şarkı ve müzik aletleridir. (Kurtubî, 13/491.)
Soru: Şeytanın, sesiyle insanları şaşırtması nasıl olur?
وَٱسۡتَفۡزِزۡ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتَ مِنۡهُم بِصَوۡتِكَ وَأَجۡلِبۡ عَلَيۡهِم بِخَيۡلِكَ وَرَجِلِكَ
Bu, Yüce Allah’a itaat dışında konuşan herkesi kapsar. Aynı şekilde ney, kaval, tef ve davul gibi ses çıkaran aletler haramdır. Tüm bunlar şeytanın sesidir. Ayaklarıyla Yüce Allah’a mâsiyette koşuşturan kimse onun ayağı, binek ile Yüce Allah’a mâsiyette yola çıkan ise onun süvarisidir. (İbn Kayyim, 1/492.)
Soru: Şeytanın sesinden, süvarilerinden ve yayalarından kastın ne olduğunu açıkla.
وَشَارِكۡهُمۡ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِ وَعِدۡهُمۡۚ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا ٦٤
Mallarına ortak olması, onu faizle elde etmesi, mâsiyette ve bundan başka yerlerde harcamasıyla olur. Evlâtlarına ortak olması ise zina yoluyla doğmalarını sağlamak ve Abdişems, Abdulhâris ve benzeri isimlerle isimlendirmesiyle olur. (İbn Cüzeyy, 1/492.)
Soru: Şeytanın âdemoğlunun malında ve evlâdında ortak olmasının belirtilerini zikret.