Kuran
ﮝ
ﱇ
ﭝ ٨ ٨ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ٩ ٩
ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ١٠ ١٠
ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ١١ ١١
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ
ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ١٢ ١٢ ﮞ
ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ
ﮪ ﮫ ١٣ ١٣ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
١٤ ١٤ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ١٥ ١٥ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ
ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ١٦ ١٦ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ
ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ١٧ ١٧
عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يَرۡحَمَكُمۡۚ وَإِنۡ عُدتُّمۡ عُدۡنَاۚ وَجَعَلۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ حَصِيرًا ٨
İsrâiloğullarına isabet eden felaketlerin bu ümmete de isabet etmemesi için bu âyetlerde bir uyarı vardır. Yüce Allah’ın kanunu birdir ve onda hiçbir değişiklik olmaz. Kâfirlerin ve zalimlerin Müslümanların üzerine musallat edilmesine bakan kimse, tüm bunların günahlarına karşılık bir ceza olduğunu ve Yüce Allah’ın Kitabı ile Rasûlullah’ın sünnetini ikame ettikleri takdirde onları yeryüzüne hâkim kılıp düşmanlarına karşı kendilerine yardım edeceğini anlar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 454.)
Soru: Başka ümmetlerden bahseden Kur’ân’dan bir âyet okuduğunda, davetinde bu gibi âyetlerden nasıl istifade edersin?
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَهۡدِي لِلَّتِي هِيَ أَقۡوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرٗا كَبِيرٗا ٩
Mâna şudur: Bu kitap, Yüce Allah’ın; (و جعلناه هدى لبني اسرائيل) “İsrâiloğulları için bu Kitab’ı bir hidâyet rehberi kıldık” (İsrâ, 17/2.) kavlinde zikrettiği İsrâiloğullarının Kitabı’nın ilettiği yoldan daha doğru olanına iletir. Bunda Kur’ân ümmetinin en doğru yoldan sapma konusunda selâmette olduklarına bir ima vardır. (İbn Âşûr, 15/40.)
Soru: Kur’ân-ı Kerîm tehlikelere karşı bir muhafazadır. Âyet-i kerîmenin bu mânaya nasıl delâlet ettiğini açıkla.
وَيَدۡعُ ٱلۡإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلۡخَيۡرِۖ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ عَجُولٗا ١١
İbn Abbas ve başkaları der ki: “Bu, kişinin kendisi ve çocukları hakkında kızıp sıkıldığı esnada kabul olunmasını arzulamadığı şekilde beddua etmesidir.” (Kurtubî, 13/34.)
Soru: İnsanoğlunun aceleciliğini gösteren bir tabloyu açıkla.
وَيَدۡعُ ٱلۡإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلۡخَيۡرِۖ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ عَجُولٗا ١١
Bu buyruk, öfke anında insanların kendi aleyhlerine, mallarına ve evlâtlarına yaptıkları beddua amelini zemmedip azarlamadır ki onlar sakin ve kontrollü anlarında hayrı istedikleri gibi öfke anlarında da şerri isterler. (İbn Cüzeyy, 1/483.)
Soru: Bazen insanlar şerri kendi başlarına getirir. Âyet-i kerîme üzerinden bunu açıkla.
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيۡنِۖ فَمَحَوۡنَآ ءَايَةَ ٱلَّيۡلِ وَجَعَلۡنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبۡصِرَةٗ لِّتَبۡتَغُواْ فَضۡلٗا مِّن رَّبِّكُمۡ وَلِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ وَكُلَّ شَيۡءٖ فَصَّلۡنَٰهُ تَفۡصِيلٗا ١٢
Yani vahdaniyetimize, varlığımıza, ilim ve kudretimize iki ayrı alâmet kıldık. Bunların âyet olma özelliği şu yöndedir: Onlardan her birinin, bilinmeyen bir yerden gelip, bilinmeyen bir yere doğru akmaları, birinin azalmasıyla diğerinin artması ve yine aksi yönde cereyan etmesidir. İşte bunlar ve keza gündüzün aydınlığı ve gecenin karanlığı birer âyettirler. (Kurtubî, 13/37.)
Soru: Gece ve gündüzün âyet/delil olmaları hangi yöndendir?
ٱقۡرَأۡ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفۡسِكَ ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكَ حَسِيبٗا ١٤
İşte bu, adâletin ve insafın en büyüğüdür. Üzerinde bulunduğu ve cezayı gerektiren hakkı itiraf etmesi için kula, “Nefsini hesaba çek” denmesi! (Tefsîru’s-Sa‘dî, 455.)
Soru: Bu âyet-i kerîmeye dayanarak Yüce Allah’ın adâletinin mükemmelliğini açıkla.
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِنۢ بَعۡدِ نُوحٖۗ
Mânası şudur: Ey yalanlayanlar! Sizler Allah için, onlardan daha değerli değilsiniz. Zira sizler peygamberlerin en şereflisini ve mahlûkatın en değerlisini yalanladınız. Sizin cezaya çarptırılmanız elbette daha evladır, daha layıktır. (İbn Kesîr, 3/33.)
Soru: Yüce Allah’ın, Nûh kavminden sonra nice ümmetleri helâk ettiğini bildirmedeki maksat nedir?