Kuran
ﮗ
ﱄ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ٦٣ ٦٣ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ
ﭺ ﭻ ٦٤ ٦٤ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ٦٥ ٦٥ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ٦٦ ٦٦ ﮞ ﮟ
ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ٦٧ ٦٧
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ٦٨ ٦٨ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ
ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ٦٩ ٦٩ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ
ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ٧٠ ٧٠ ﯽ ﯾ
ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ٧١ ٧١
وَيَٰقَوۡمِ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمۡ ءَايَةٗۖ
Devenin, Yüce Allah’ın ism-i celîline izafe edilmesi, onun Yüce Allah’ın daha önce görülmemiş kudretiyle yaratılmasından dolayıdır.
Soru: Neden deve, Yüce Allah’ın ism-i celîline izafe edilmiştir?
فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُواْ فِي دَارِكُمۡ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٖۖ ذَٰلِكَ وَعۡدٌ غَيۡرُ مَكۡذُوبٖ ٦٥
(فعقروها) “o deveyi ayaklarını keserek öldürdüler:” Bazıları kesip öldürmesine rağmen bu fiil hepsine izafe edilmiştir. Çünkü bu, geri kalanların da rızasıyla gerçekleşmiştir. (Kurtubî, 11/154.)
Soru: Bazı insanları münker işlerken görmeyiz, ancak bu münkerden razı olup onu değiştirmediğini görürüz. Bu kişinin hükmü nedir?
وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلصَّيۡحَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دِيَٰرِهِمۡ جَٰثِمِينَ ٦٧
Yüce Allah ism-i mevsûl ile kendilerine terettüp eden hükmün illetine/sebebine işaret etmek için Semûd kavmini ﴾الذين ظلموا﴿ “Zulmedenler” şeklinde ifade etmiştir. Yani zulümleri sebebiyle onları cezalandırmıştır ki bu zulümleri şirk zulmüdür. Yine bu buyrukta Mekke ehli müşriklerini, onlara isabet eden musibetin bir mislinin kendilerine de isabet edeceği konusunda bir uyarıya işaret vardır. Çünkü onlar da aynı şekilde zalim kimselerdi.
Soru: Neden Yüce Allah Semûd kavmini;
﴾الذين ظلموا﴿ “Zulmedenler” diye ifade etmiştir?
وَلَقَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرَٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُواْ سَلَٰمٗاۖ
Bu buyrukta kelâmdan önce “selâm”ın olması gerektiğine delil vardır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 385.)
Soru: Meleklerin “selâm” ile söze başlamalarından ne istifade ederiz?
فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجۡلٍ حَنِيذٖ ٦٩
Bu âyet-i kerîmede misafir ağırlama âdâbı arasında ev sahibinin, misafirine bir şeyler ikram etmesi, elini çabuk tutarak derhal kolay ve var olanı takdim etmesi gerektiğine, daha sonra imkânı varsa başka şeyleri de getirmesi ve kendisine zarar verecek kadar kendini külfete sokmaması gerektiğine işaret vardır. (Kurtubî, 11/159.)
Soru: Âyet-i kerîmeden istifade edilen misafir ağırlama edebinden birkaçını açıkla.
فَلَمَّا رَءَآ أَيۡدِيَهُمۡ لَا تَصِلُ إِلَيۡهِ نَكِرَهُمۡ وَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةٗۚ قَالُواْ لَا تَخَفۡ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمِ لُوطٖ ٧٠
Katâde dedi ki: “Bunun sebebi, onlara bir misafir gelip de yemeklerinden yemedikleri zaman onun hayrı değil, şerri getirdiğini zannetmeleriydi.” (el-Beğavî, 2/412.)
Soru: Yemeğinden yemedikleri zaman İbrâhim’in u meleklerden korkmasının sebebi neydi?
إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمِ لُوطٖ ٧٠ وَٱمۡرَأَتُهُۥ قَآئِمَةٞ فَضَحِكَتۡ
Bizler kendilerini helâk etmek için Lût’un kavmine gönderildik. O kavmin çokça fesat işlemesinden, küfürlerinin ve inatlarının büyüklüğünden dolayı Sâre (annemiz) onların helâk edilmeleriyle müjdelendiğinden dolayı güldü. (İbn Kesîr, 2/433.)
Soru: Neden Sâre annemiz sevindi ve meleklerin getirmiş olduğu haberle güldü?