Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮎ

ﰹ

Surah Header

ﮎ

ﭦﭛﭣﭤ
ﭑ ١ ١ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ ﭙ ﭚ
ﭛ ٢ ٢
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ
ﭢ ﭣ ﭤ ٣ ٣
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ
ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ٤ ٤

ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ
ﭺ ﭻ ٥ ٥
2
سورة البقرة Ayetler 1 - 2

الٓمٓ ١ ذَٰلِكَ ٱلۡكِتَٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيهِۛ هُدٗى لِّلۡمُتَّقِينَ ٢

Bazı sûrelerin başında olduğu gibi bu sûrenin de başındaki bu harfler ancak Kur’ân’ın îcâzını beyan etmek ve insanların onun benzerini getirmekten ve (bununla) karşı koymaktan âciz olduklarını vurgulamak için zikredilmiştir. Kur’ân, onların konuşurken kullandıkları bu huruf-u mukattaadan oluşmaktadır. Bundan dolayı huruf-u mukattaa ile giriş yapılan sûrelerde mutlak surette Kur’ân’ın üstünlüğü, galibiyeti, îcâzı ve yüceliğinin beyanının zikredildiği görülür. Bu da istikraen (araştırma yoluyla) bilinen bir gerçektir. (İbn Kesîr, 1/36-37)
Soru: Huruf-u Mukattaa ile Kur’ân’ın yüceliği ve îcâzı arasında bir bağ bulunmasının sebebi nedir?

سورة البقرة Ayetler 0 - 2

ذَٰلِكَ ٱلۡكِتَٰبُ لَا رَيۡبَۛ فِيهِۛ هُدٗى لِّلۡمُتَّقِينَ ٢

Âyet, geneli kapsadığı için “Falan kimsenin maslahatı veya herhangi bir şey için” denmedi! Çünkü o, dünya ve âhiret maslahatı için bir hidâyet kandilidir. Bu Kitap, usûl ve furû ile ilgili tüm meselelerde hakka yönelten; hakkı bâtıldan, sahih olanı olmayandan ayıran mürşittir. Yine dünyada ve âhirette onlara faydalı olacak yolları nasıl takip edeceklerini açıklamaktadır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 40)
Soru: Bu âyetle, Kur’ân’ın, dünya ve âhiret maslahatını kapsadığı nasıl ispat edilebilir?

سورة البقرة Ayetler 0 - 3

ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡغَيۡبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ٣

Gayba iman, kalbin; namazı dosdoğru kılmak ise bedenin nasibidir. “Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah yolunda harcarlar” lafzı, malın hazzı ve payıdır ki burada zikredilenler âyette açıktır. (Kurtubî, 1/274)
Soru: Âyet takvâ hasletlerinden üç tanesini bir arada belirtmiştir. Bu hasletler nelerdir?

سورة البقرة Ayetler 0 - 3

وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ

“Namazı kılarlar” veya “namaza işlerler” dememiştir! Çünkü namazı sadece zâhirî bir suretle işlemek yeterli değildir. Namazı dosdoğru ikame etmek; zâhiren namazın rükünlerini, vâciplerini ve şartlarını tastamam yerine getirmek; bâtınen de -kalbi hazır bulundurmak, söz ve fiillerini düşünmek suretiyle- namazın ruhunu ikame etmekle mümkün olur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 41)
Soru: Namazı kılmak neden ikame etmek (dosdoğru kılmak) şeklinde tabir edilmiştir?

سورة البقرة Ayetler 0 - 3

وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ

Âyette; kulların, mallarından; kendilerine zarar vermeyecek, ağır gelmeyecek şekilde, sadece çok cüz’î bir kısmını istediğine dikkat çekmek için (مما رزقناهم) ’daki ( من ) min-i tab‘îdî (bazılık manasına gelen “min”i) kullanmıştır. Bilakis bu cüz’î infaklarından dolayı hem kendileri hem de kardeşleri fayda görürler. (مما رزقناهم) “rızık olarak verdiğimiz şeylerden” sözü de o kulların ellerindeki malların kendi kuvvetlerinden ve mülkiyetlerinden hâsıl olmadığına işaret etmek içindir. O mallar ancak Allah’ın sizlere emanet olarak bıraktığı, bahşettiği ve sizi onlarla kullarından birçoğuna üstün kıldığı Allah’ın rızkıdır. Öyleyse sizlere bahşettiği nimetlerden bazısını çıkarmak/infak etmek suretiyle O’na şükredin. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 41)
Soru: Âyet neden “bazılık” mânasına gelen ( من ) “min” edatıyla kullanılmıştır?

سورة البقرة Ayetler 0 - 3

ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡغَيۡبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ٣

İnfakın gayba imandan sonra zikredilmesinin münasebeti -infaktan sonra- yardımın da gaybî olmasından dolayıdır. Çünkü kul tüm rızkına muttali/vâkıf olmadığı için rızkı kendisi için gayb olur. Yapacağı infakın yerinin dolacağına yakînen inandığı zaman vermede/infak etmede cömert davranır. Ne zaman rızıklardan verip infak etse, o verdiğinin yeri dolacak, gücü ve kuvveti daha da artacaktır. Ve kendisine ilkinden daha fazla ve daha mükemmel rızık kapıları açılacaktır. (el-Bikâî, Nazmü’d-Dürer, 1/30)
Soru: İnfakın gayba imandan sonra gelmesinin münasebeti nedir?

سورة البقرة Ayetler 0 - 4

وَبِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ يُوقِنُونَ

Kendisine hiçbir surette şek/şüphe ilişemeyen yakîn, ilim derecelerinin en yücesidir. (İbn Atıyye, 1/86)
Soru: Âhirete olan yakînî ilim arttıkça, amel de artar. Bunu âyetten yola çıkarak izah et.