Kuran
ﮕ
ﱂ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ
٥٥ ٥٥ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ٥٦ ٥٦ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ٥٧ ٥٧ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ
ﮉ ﮊ ٥٨ ٥٨ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ
ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ
ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ٥٩ ٥٩ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ
ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ
ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ٦٠ ٦٠ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ
ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ
ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ٦١ ٦١
فَلَا تُعۡجِبۡكَ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُمۡۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَتَزۡهَقَ أَنفُسُهُمۡ وَهُمۡ كَٰفِرُونَ ٥٥
Yani bu münafıkların malları ve evlâtları seni imrendirmesin. Zira bunda imrenilecek bir şey yoktur, bunlar büyük bir vebaldir. Bu büyük ve tehlikeli veballerinden biri de kalplerinin bunlara bağlanması ve iradelerinin bunları aşamamasıdır. Böylece tek istekleri ve son gayeleri bunlar olur, kalplerinde âhirete dair bir nasip kalmaz. Bu da dünyadan ahirete intikal ederken canlarının kâfir olarak çıkmasını gerektirir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 340)
Soru: Münafıkların malları ve evlâtları onların Yüce Allah’ı inkâr etmelerine nasıl vesile olur?
فَلَا تُعۡجِبۡكَ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُمۡۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَتَزۡهَقَ أَنفُسُهُمۡ وَهُمۡ كَٰفِرُونَ ٥٥
İşte böyle Yüce Allah adım adım helâke sürüklemek istediği kimsenin genelde malını ve evlâdını çoğaltır. Çünkü onlar arttıklarını görünce bazı muhlis kullardan üstün olmalarının, ancak şerefleri ve hâllerinin iyi olması sebebiyle olduğunu zannederler. Ve ölene kadar bu hâl üzere devam ederler. Dolayısıyla Yüce Allah bu nimetlerle onlara bağışta bulunmayı irade etmemiş, aksine, bu nimetleri onlara birer fitne ve musibet kılmak istemiştir. (el-Bikâî, 3/334)
Soru: Malları, evlâtları ve nimetlerinin çok olması Yüce Allah’ın o insandan razı olduğu anlamına mı gelir?
وَمِنۡهُم مَّن يَلۡمِزُكَ فِي ٱلصَّدَقَٰتِ فَإِنۡ أُعۡطُواْ مِنۡهَا رَضُواْ وَإِن لَّمۡ يُعۡطَوۡاْ مِنۡهَآ إِذَا هُمۡ يَسۡخَطُونَ ٥٨
Onların hoşnutlukları da öfkeleri de Allah’tan başkası içindir. Kalbi liderliğe, sûretlere ve nefsinin arzu ettiği benzeri şeylere bağlı kalan kişinin hâli böyledir. Bunlar kendisi için hâsıl olduğunda bundan razı olur, hâsıl olmadığın da ise öfkelenir. İşte bu kişi nefsinin arzu ettiği şeyin kuludur. Onun kölesi konumuna inmiştir ki kölelik ve kulluk hakikatte kalbin köleliği ve kulluğudur. Kalp neye köle olup boyun eğiyorsa, onun kölesi olmuş demektir. (İbn Teymiyye, 3/380)
Soru: Kölelik ve kulluk, esasında kalbin kulluğudur. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.
فَإِنۡ أُعۡطُواْ مِنۡهَا رَضُواْ وَإِن لَّمۡ يُعۡطَوۡاْ مِنۡهَآ إِذَا هُمۡ يَسۡخَطُونَ ٥٨
Bu, kula yakışmayacak bir hâldir. Hoşnutluğunun ve öfkesinin, nefsinin dünyevî bir arzusuna ve fâsid bir amacına tâbi olması… Halbuki hevâsının, Rabbinin rızasına tâbi olması gerekir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 340)
Soru: Müslümanın hoşnutluğu nasıl sahih olur?
وَمِنۡهُم مَّن يَلۡمِزُكَ فِي ٱلصَّدَقَٰتِ فَإِنۡ أُعۡطُواْ مِنۡهَا رَضُواْ وَإِن لَّمۡ يُعۡطَوۡاْ مِنۡهَآ إِذَا هُمۡ يَسۡخَطُونَ ٥٨
Seni infak ve taksimi konusunda ayıplıyor ve bu konuda sana karşı çıkıyorlar. Yani münafıklar, “Muhammed ancak sevdiği kişilere veriyor.” diyorlardı. (el-Beğavî, 2/293)
Soru: Âlimlerin ve davetçilerin niyetleri konusundaki şüphelendirmeleri işitmemiz, ümmet içerisinde yeni görülen bir şey midir, yoksa önceden beri olagelen bir şey midir?
وَمِنۡهُمُ ٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱلنَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٞۚ قُلۡ أُذُنُ خَيۡرٖ لَّكُمۡ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَيُؤۡمِنُ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
(ويقولون هو اذن) “O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır,” yani kendisine söylenen her şeyi dinleyip tasdik ediyor... (قل اذن خير لك) “De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır.” Yani o hayrı ve hak olanı işitip (و يؤمن للمؤمنين) “müminlere güvenir,” onları doğrular. Birini tasdik edip güvendiğinde (آمنت لك) “âmentu leke” denilir. (İbn Cüzeyy, 1/262)
Soru: Neden münafıklar Nebî’yi ﷺ (أذن ) “kulak” diye vasıflandırdılar, Yüce Allah da onlara nasıl cevap verdi?
وَٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ رَسُولَ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ ٦١
Hem dünyada hem de âhirette elem verici bir azap vardır. Bu elem verici azabın biri de ona eziyet edip söven kimsenin öldürülmesinin zorunlu olmasıdır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 342)
Soru: Rasûlullah’a söven kimse için dünyevî elîm azap çeşitlerinden birini zikret.