Kuran
ﮔ
ﱁ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ
ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ٣٤ ٣٤ ﭨ ﭩ ﭪ
ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ٣٥ ٣٥ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ٣٦ ٣٦ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ
ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ٣٧ ٣٧ ﮣ ﮤ
ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ٣٨ ٣٨ ﯕ ﯖ
ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ
ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ٣٩ ٣٩ ﯧ ﯨ
ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ٤٠ ٤٠
وَمَا لَهُمۡ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ ٱللَّهُ وَهُمۡ يَصُدُّونَ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَمَا كَانُوٓاْ أَوۡلِيَآءَهُۥٓۚ إِنۡ أَوۡلِيَآؤُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُتَّقُونَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٣٤
Hasan el-Basrî der ki: “Müşrikler, ‘Biz Mescid-i Harâm’ın zimamdarlarıyız/yöneticileriyiz.’ derlerdi. Yüce Allah da onlara cevaben, (وما كانوا أولياءه) “onlar onun (yani Mescid-i Harâm”ın) zimamdarı değiller.’ buyurdu. O Mescid-i Harâm’ın (ان أولياؤه) “mütevellîleri (zimamdarı) başkaları değil” (إلا المتقون) “Ancak takvâ sahipleridir,” yani şirkten sakınan müminlerdir, buyurdu” (el-Beğavî, 2/219.)
Soru: Mescid-i Harâm’ın yöneticiliği neyle olur?
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمۡ عِندَ ٱلۡبَيۡتِ إِلَّا مُكَآءٗ وَتَصۡدِيَةٗۚ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ٣٥
El çırpmayı, müziği, deflere vurmayı, kaval üflemeyi ve bunun için bir araya gelmeyi din edinmek, Yüce Allah’a giden yol ve yakınlık sebebi kılmak gibi tutumların hiçbiri İslâm dininden değildir. Aynı şekilde bunları Peygamberleri Muhammed ﷺ de onun bir halifesi de meşru kılmamış, Müslümanların imamlarından hiç kimse de hoş karşılayıp onaylamamıştır. Bundan da öte Rasûlullah ﷺ zamanında da sahâbe-i kirâm zamanında da tâbiîn ve onlara en güzel surette tâbi olan din adamları zamanında da hiç kimse bu fiilleri yapmamıştır. (el-Kâsımî, 5/289.)
Soru: Neden el çırpmayı, müziği ve deflere vurmayı din edinmek bid‘atlardan sayılmıştır?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيۡهِمۡ حَسۡرَةٗ ثُمَّ يُغۡلَبُونَۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحۡشَرُونَ ٣٦
Yani hakkı etkisiz hâle getirip bâtılın galebe çalması ve Rahmân’ın birliğini boşa çıkartıp putlara ibadet dinini ayakta tutmak için mallarını harcarlar. (فسينفقونها) “Daha da harcayacaklar,” yani bu harcamayı sürdürecekler, bâtıla olan bağlılıkları ve hakka olan kinleri sebebiyle bunu kolayca yapacaklar. Ancak neticede bu kendileri için bir yürek acısı, pişmanlık, utanç ve zillet sebebi olacak ve mağlup düşecekler. Malları ellerinden gidip emelleri boşa çıkacaktır. Âhirette ise en şiddetli azaba uğrayacaklardır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 320.)
Soru: Kâfirlerin ve münafıkların bâtıl yolda attıkları adımlar ve planları güçlüdür. Bu uğurda sarf ettikleri harcamalar çoktur. Tüm bunların varacağı yer neresidir?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيۡهِمۡ حَسۡرَةٗ ثُمَّ يُغۡلَبُونَۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحۡشَرُونَ ٣٦
Âyet-i kerîmedeki (حسرة) “yürek acısı,” mallara isnat edilmiştir. Çünkü o mallar (bu yolda) infak edilmekle yürek acısına sebep olacaktır. (İbn Âşûr, 9/341.)
Soru: Neden âyet-i kerîmede (حسرة) “yürek acısı” ifadesi mallara nispet edilmiştir?
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِن يَنتَهُواْ يُغۡفَرۡ لَهُم مَّا قَدۡ سَلَفَ وَإِن يَعُودُواْ فَقَدۡ مَضَتۡ سُنَّتُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٣٨
Yani nehyedildikleri şeylerden vazgeçerlerse önceki işlemiş oldukları günahlar bağışlanacaktır. (İbn Teymiyye, 3/474.)
Soru: Yüce Allah kulun tevbesinden hoşlanır. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.
وَقَٰتِلُوهُمۡ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتۡنَةٞ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ كُلُّهُۥ لِلَّهِۚ
İşte din düşmanlarına karşı sürülen cihadın/ savaşın maksadı budur; onların dine karşı şerlerini defetmek ve insanlığın kendisi için yaratıldığı Allah’ın dinini müdafaa etmek. Tâ o (hak din) diğer tüm dinlere üstün gelinceye kadar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 321.)
Soru: Allah yolunda cihad eden mücahidin doğru niyeti ve en büyük hedefi nedir?
وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ مَوۡلَىٰكُمۡۚ نِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ ٤٠
Mevlâsı ve yardımcısı Allah olan kimse için bir korku yoktur. Hasmı Allah olan kişi için ise izzet ve ayakta durma söz konusu değildir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 321.)
Soru: Yüce Allah’ın, mevlâsı ve yardımcısı olduğunu bilmekle mümin kişi ne fayda elde eder?