Kuran
ﮑ
ﰿ
ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ١٠٩ ١٠٩ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ
ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ
ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
ﮥ ﮦ ﮧ ١١٠ ١١٠ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ١١١ ١١١
ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ
ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ١١٢ ١١٢ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ١١٣ ١١٣
يَوۡمَ يَجۡمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبۡتُمۡۖ قَالُواْ لَا عِلۡمَ لَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ١٠٩
Yani iman ve küfür konusunda ümmetler sana ne cevap verdiler? Bu soruyla kastedilen, ümmetlerden küfredenleri azarlamak ve üzerlerine hücceti ikame etmektir. (İbn Cüzeyy, 1/256.)
Soru: Yüce Allah’ın bilmesine rağmen peygamberlere sormasındaki kasıt nedir?
يَوۡمَ يَجۡمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبۡتُمۡۖ قَالُواْ لَا عِلۡمَ لَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ١٠٩
(قالوا لا علم لنا) “Bizim hiçbir bilgimiz yok,” bunu ancak Rablerine olan edepten söylediler de ilmi O’na devredip bıraktılar. (İbn Cüzeyy, 1/256.)
Soru: Peygamberlerin Rablerine bu cevabı vermelerindeki sebep nedir?
يَوۡمَ يَجۡمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبۡتُمۡۖ قَالُواْ لَا عِلۡمَ لَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ١٠٩
Peygamberlerin (لا علم لنا) “hiçbir bilgimiz yok” sözlerindeki mâna, ümmetlerinin amel ettikleri hususundaki bilgilerini inkâr etmelerinden dolayı değildir. Ancak onlar o günün şiddetli korkusundan dolayı cevabı unutup şaşkına döndüler. Sonra akılları (bilinçleri) kendilerine gelince, ümmetlerine karşı şahitlikte bulundukları cevabını verdiler. (Taberî, 11/210.)
Soru: Peygamberler iki cevap ile karşılık verdiler. Bu cevaplar nelerdir ve ne zaman gerçekleşmişlerdir?
إِذۡ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبۡنَ مَرۡيَمَ ٱذۡكُرۡ نِعۡمَتِي عَلَيۡكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذۡ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلۡقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِي ٱلۡمَهۡدِ وَكَهۡلٗاۖ وَإِذۡ عَلَّمۡتُكَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَٱلتَّوۡرَىٰةَ وَٱلۡإِنجِيلَۖ وَإِذۡ تَخۡلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيَۡٔةِ ٱلطَّيۡرِ بِإِذۡنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيۡرَۢا بِإِذۡنِيۖ وَتُبۡرِئُ ٱلۡأَكۡمَهَ وَٱلۡأَبۡرَصَ بِإِذۡنِيۖ وَإِذۡ تُخۡرِجُ ٱلۡمَوۡتَىٰ بِإِذۡنِيۖ
Tüm bunlarda failin Yüce Allah olmadığı açıktır. Bilakis o (fail) Allah’ın kulu (Îsâ)’dır. Îsâ u tüm bunları Yüce Allah’ın izniyle yapabilmiştir, tıpkı onun dışındaki diğer peygamberlerin de yaptığı gibi. Yine bu âyette izin verenin, izin verilen olmadığına dair delâlet açıktır. (İbn Teymiyye, 2/571.)
Soru: Hristiyanların dediklerinin aksine bu âyet-i kerîmede Îsâ’nın u Allah’ın kulu olduğuna dair bir delil vardır. Bu nasıl olur?
ٱذۡكُرۡ نِعۡمَتِي عَلَيۡكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ
O nimetleri kalbin ve dilin ile hatırlayıp zikret ve Rabbine şükür olarak o nimetlerin gereklerini yerine getir. Zira senin dışında başkalarına vermediği nimetler ile seni nimetlenirdi. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 247.)
Soru: Yüce Allah seni bir nimet ile has kıldı mı? Senin bu soruya yönelik cevabın nedir?
وَإِذۡ تَخۡلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيۡـَٔةِ ٱلطَّيۡرِ بِإِذۡنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيۡرَۢا بِإِذۡنِيۖ وَتُبۡرِئُ ٱلۡأَكۡمَهَ وَٱلۡأَبۡرَصَ بِإِذۡنِيۖ وَإِذۡ تُخۡرِجُ ٱلۡمَوۡتَىٰ
(باذني) “Benim iznimle:” Yüce Allah rubûbiyeti Îsâ’ya u nispet edenlere reddiye olsun diye, her mûcizenin yanında bu lafzı tekrar etmiştir. (İbn Cüzeyy, 1/257.)
Soru: Neden her mûcizenin yanında (باذني) “Benim iznimle” kelimesi tekrar etmiştir?
قَالُواْ نُرِيدُ أَن نَّأۡكُلَ مِنۡهَا وَتَطۡمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعۡلَمَ أَن قَدۡ صَدَقۡتَنَا وَنَكُونَ عَلَيۡهَا مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ ١١٣
Yani biz bunu ihtiyacımızın olmasından dolayı değil bilakis teberrüken yemek için istedik ki O’nun kudretine yakînen inanalım, kalplerimiz mutmain olup sekinete ersin ve bizlere doğruyu söylemen ile Allah’ın elçisi olduğunu bilelim. Yani imanımız ve yakînimiz birlikte artsın. (el-Beğavî, 1/732.)
Soru: Havârîler Îsâ’dan u, bir sofranın indirilmesini neden istediler?