Kuran
ﮐ
ﰾ
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ
ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ
ﭪ ﭫ ﭬ ١٦٣ ١٦٣ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ
ﭼ ١٦٤ ١٦٤ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
١٦٥ ١٦٥ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ١٦٦ ١٦٦ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ١٦٧ ١٦٧ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ
ﯘ ١٦٨ ١٦٨ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ
ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ١٦٩ ١٦٩ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ
ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ١٧٠ ١٧٠
رُّسُلٗا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمٗا ١٦٥
“İnsanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın:” (Yüce Allah) burada diyor ki: Rasûllerimi kullarıma müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdim ki beni inkâr edenleri ve yolumdan sapanları -cezalandırmak istediğimde-; (ولو أنا أهلكناهم بعذاب من قبله لقالوا ربنا لولا ارسلت الينا رسولا فنتبع آياتك من قبل أن نذل ونخزى) “...Ne olurdu, bize bir elçi gönderseydin de şu aşağılığa ve rüsvalığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık!” (Tâhâ, 20/134.) diyerek bahane sunmasınlar. (Taberî, 9/407.)
Soru: Âyetin içeriğiyle Allah’ın mükemmel adâletini açıkla.
رُّسُلٗا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمٗا ١٦٥
Âyet-i kerîme, sadece aklın yeterli olmayıp, şeriatın ve rasûllerin gönderilmesinin gerekliliği hususunda gayet açıktır. (Âlûsî, 6/263.)
Soru: Akıl, şeriata ihtiyacımızın kalmamasına imkân sağlar mı? Bunu âyetin içeriğiyle açıkla.
رُّسُلٗا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةُۢ بَعۡدَ ٱلرُّسُلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمٗا ١٦٥
Bundan dolayı; İslâm’a davet edilinceye kadar davetin ulaşmadığı kâfirlerle savaşmak câiz değildir. (İbn Teymiyye, 2/371.)
Soru: Davet ve savaştan, hangisi daha önce yapılmalıdır?
لَّٰكِنِ ٱللَّهُ يَشۡهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيۡكَۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلۡمِهِۦۖ
Atâ b. Sâib dedi ki: “Ebû Abdurrahman es-Sulemî bir gün kendisine Kur’ân okumamı istedi. Bizden birisi kendisine Kur’ân okuduğu zaman, ‘Allah’ın ilmini elde ettin, bugün amel edenden başka senden daha faziletli kimse yoktur.’ der ve Yüce Allah’ın (أنزله بعلمه) “Onu kendi ilmiyle indirdi.” kavlini okurdu.” (İbn Kesîr, 557.)
Soru: Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerini okuduktan sonra ne yapmalıdır?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدۡ ضَلُّواْ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا ١٦٧
“İnkâr eden ve (başkalarını da) Allah yolundan alıkoyanlar,” yani kendi küfürleri ile insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırma (cürmünü) bir araya getirenler var ya, işte onlar, sapıklığa çağıranların ve küfrün önderlerinin ta kendileridir. “Şüphesiz doğru yoldan çok uzaklaşmışlardır.” Hangi dalâlet, kendi sapmasıyla beraber başkasını da saptırmaktan daha büyüktür ki bu sayede iki günah ile dönmüş, iki hüsrana uğramış ve iki hidâyeti kaçırmıştır… “İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek de değildir. Ancak orada ebedî kalmak üzere onları cehennem yoluna (iletecektir).” Küfürlerinde haddi aşıp azgınlıklarına devam ettiklerinden onlar için bağışlanma ve hidâyet imkânsız bir hâle gelmiştir. Yaptıklarından dolayı, kalplerine mühür vurulmuş ve onlara hidâyet yolları kapanmıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 215.) Soru: Kâfirlerden en ağır cezaya kimler çarptırılacaktır ve niçin?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا ١٦٨
Muhakkak ki Muhammed’in ﷺ risâletini inkâr edenler -ki bu sebeple Allah’ı da inkâr etmiş oluyorlar- ve (doğruyu) bilmelerine rağmen küfür makamında zulmedenler var ya, Allah’ın kullarına (hakikati saklayarak) zulmetmeleri, Araplara haset etmeleri ve Allah’ın Rasûlü Muhammed’e ﷺ karşı haddi aşmaları sebebiyle onları (لم يكن ٱلله ليغفر لهم) “Allah asla bağışlayacak değildir.” (Taberî, 9/411.)
Soru: Yüce Allah onları bazı sebeplerden dolayı bağışlamadı. Bu sebepler nelerdir?
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَظَلَمُواْ لَمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ وَلَا لِيَهۡدِيَهُمۡ طَرِيقًا ١٦٨
Yüce Allah, küfür ve zulüm üzere kalmaktan sakındırmak için, onları bağışlamayı (tamamıyla) reddetmiştir. (İbn Âşûr, 6/47.)
Soru: Yüce Allah, küfre girenleri bağışlamayı niçin reddetmiştir?