Kuran
ﯖ
ﱐ
ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ١٢ ١٢ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ١٣ ١٣ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ
ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ١٤ ١٤ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ
ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
١٥ ١٥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ١٦ ١٦ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
١٧ ١٧ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ١٨ ١٨ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ
ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ١٩ ١٩ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ
ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ٢٠ ٢٠
إِذۡ جَآءَتۡهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۖ قَالُواْ لَوۡ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةٗ فَإِنَّا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ ١٤
Yüce Allah’ın (من بين ايديهم و من خلفهم) “Önlerinden ve arkalarından gelerek” buyruğu, onlardan her peygamberin kavimlerinin hidâyetlerine karşı gösterdikleri hırsını (göz önünde) canlandırmak içindir. Şöyle ki kendisiyle dinin kendilerine ulaşacağı hiçbir vesileyi bırakmaz, yerine getirirler. Bu da onlardan her birine bazen önünden bazen arkasından kuşatıp hiçbir ciheti boş bırakmamakla tasvir edilmiştir. Nitekim bir şeyi elde etmeye hırsı olan kimse istediğini sürekli tekrar eder, bu isteğini, bulunması veya işitebileceği muhtemel yerlere ulaştırmaya çalışır. (İbn Âşûr, 24/253.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak peygamberlerin, dini tebliğ etmedeki gayretlerini açıkla.
قَالُواْ لَوۡ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةٗ فَإِنَّا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ ١٤
Bu şüphe geçmişten beri ümmetler arasında miras olarak intikal edegelen bir şüphe olmuştur. Ki bu en zayıf olabilecek şüphelerdendir. Çünkü gönderilen kimsenin melek olması risâletin bir şartı değildir. Aksine risâletin şartı, peygamberin doğruluğuna delil teşkil edecek şeyleri getirmesidir. Haydi, o zaman eğer güçleri yetiyorsa, aklî veya şer‘î bir gerekçe göstererek doğruluklarında bir kusur bulsunlar ki böyle bir şeye asla güç yetiremeyeceklerdir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 746.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak kâfirlerin getirdikleri deliller/şüpheler arasındaki benzerliği açıkla.
فَأَمَّا عَادٞ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَقَالُواْ مَنۡ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۖ
Onları azap ile tehdit ettiğinde vücutlarının büyüklüğüyle aldanıp şöyle dediler: Biz büyük gücümüzle azabı kendimizden defetmeye güç yetirebiliriz! Onları bunu demeye iten sebep uzun boylu ve iri yapılı bir vücut üzere yaratılmış olmalarıydı. (Kurtubî, 18/401.)
Soru: Hûd kavmine Allah’ın emri geldiğinde ne ile aldandılar ve bu onlara bir fayda verdi mi?
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيۡنَٰهُمۡ
Helâk olan tüm ümmetlere hüccet ikame edilip hak beyan edilmesine rağmen âyette özellikte Semûd kavmi zikredildi. Çünkü Semûd kavmine gelen mûcize göz alıcı muazzam bir mûcizeydi. Küçükleri büyükleri, erkekleri kadınları hepsi onu gördüler. Gözler önüne serilen bir delildi. İşte bundan dolayı Yüce Allah Semûd kavmine açıklama ve hidâyeti fazlasıyla ulaştırdığını özellikle belirtmektedir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 747.)
Soru: Yüce Allah tüm beşeriyeti hidâyete çağırmasına rağmen neden özellikle Semûd kavmine doğru yolu gösterdiğini zikretmektedir?
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيۡنَٰهُمۡ فَٱسۡتَحَبُّواْ ٱلۡعَمَىٰ عَلَى ٱلۡهُدَىٰ
İslâm şeriatı, günümüzde olduğu gibi içimizde yaşayan Yahudi ve Hristiyanların durumunu açıklamaktadır. Ancak onlar yüz çevirip hak yoldan alıkoymaktadırlar. İşte bu körlüğü doğru yola tercih etmektir. (İbn Atıyye, 5/10.)
Soru: Âyette zikredilen körlüğü doğru yola tercih etmekten murat nedir?
وَيَوۡمَ يُحۡشَرُ أَعۡدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمۡ يُوزَعُونَ ١٩
Katâde ve Süddî der ki: “Bir araya gelip toplanmaları için sonuncuları gelinceye kadar ilkleri bekletilir, cehenneme girmekten alıkonulur.” Ebu’l-Ahvas da şöyle demiştir: “Sayıları tamam olduğunda günahları itibariyle en büyük olanlarından sırasıyla başlanır.” (Kurtubî, 18/405.)
Soru: Maazallah! Allah’ın düşmanlarının cehenneme nasıl sürüldüğünü açıkla.
حَتَّىٰٓ إِذَا مَا جَآءُوهَا شَهِدَ عَلَيۡهِمۡ سَمۡعُهُمۡ وَأَبۡصَٰرُهُمۡ وَجُلُودُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٢٠
Özellikle bu üç uzuv zikredilmiştir. Çünkü günahların çoğu bunlarla veya bunların yardımıyla işlenir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 747.)
Soru: Neden diğerleri değil de özellikle bu üç uzuv zikredilmiştir?