Kuran
ﮱ
ﱏ
ﭜ ٥٣ ٥٣ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ٥٤ ٥٤ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ
ﭧ ٥٥ ٥٥ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ٥٦ ٥٦ ﭯ ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ٥٧ ٥٧ ﭶ ﭷ ﭸ ٥٨ ٥٨ ﭺ ﭻ
ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ٥٩ ٥٩ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ٦٠ ٦٠
ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ٦١ ٦١ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ
ﮑ ٦٢ ٦٢ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ٦٣ ٦٣ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ٦٤ ٦٤ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
٦٥ ٦٥ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ٦٦ ٦٦ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ٦٧ ٦٧ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ٦٨ ٦٨
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ٦٩ ٦٩ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ٧٠ ٧٠
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ٧١ ٧١ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ٧٢ ٧٢ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ٧٣ ٧٣
ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ٧٤ ٧٤ ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ
ﯾ ٧٥ ٧٥ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ٧٦ ٧٦
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ٥٥ قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ ٥٦ وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ ٥٧
Bu âyette kötü arkadaşlardan sakınma konusunda ve davet ettikleri ve süslü gösterdikleri tehlikelere karşı dikkatli olmanın zorunluluğuna dair bir ders vardır. (İbn Âşûr, 23/119.)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak kötü arkadaşın tehlikesi hakkında bir açıklama yap.
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ٥٥
Ulemadan biri dedi ki: “Şayet Yüce Allah, ona o (arkadaşını) tanıtmasaydı o tanıyamazdı. Çünkü artık o kişinin hem rengi hem şekli değişmiştir.” (Kurtubî, 18/39.)
Soru: Kişi cehennemde olan arkadaşını nasıl tanıyacaktır? Nitekim onun rengi ve şekli değişmiş olacaktır.
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ ٥٧
(ولولا نعمة ربي) “Rabbimin nimeti olmasaydı;” rahmeti ve bana İslâm nimetini vermesi olmasaydı, (لكنت من المحضرين) “şimdi ben de getirilenlerden olurdum,” seninle birlikte cehenneme... (el-Beğavî, 3/661.)
Soru: Müminin cehennem ateşinden kurtulması sadece elde ettiği ilim ve ibadetler sebebiyle midir?
إِنَّهَا شَجَرَةٞ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ ٦٤
Bu, zakkum ağacının çıkış yeridir. Madeni ise madenlerin en şerlisi ve en kötüsüdür. Dikilen yerin en şerli yer olması filizinin de şerrine ve bayağılığına delâlet eder. Bundan dolayı Yüce Allah nerede bittiğini ve meyvesinin vasıflarını zikrederek onun şerrinden bizleri sakındırmıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 704.)
Soru: Ağacın cehennemin aslından çıktığı şeklindeki vasfından elde edilen fayda nedir?
طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ ٦٥
Onun bu şekilde nitelendirilmesi, anıldığı zaman çirkin ve kerih olduğunu belirtmek içindir. Her ne kadar muhataplarca bilinmemekte ise de Yüce Allah burada zakkum ağacının tomurcuklarını şeytanların başlarına benzetmiştir. Çünkü şeytanların çirkin görünüşlü oldukları, gönüllerde iyice yer etmiş bir durumdur. (İbn Kesîr, 4/12.)
Soru: Nasıl olur da zakkum ağacının tomurcukları bilinmeyen bir şey olan şeytanların başlarına benzetilir?
ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ ٦٨ إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ ٦٩
Sanki “Onların böyle bir yurda girmelerine sebep nedir?” diye bir sorulunca şöyle cevap verilmiştir: (إنهم ألفوا ءابآءهم ضآلين) “Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular.” (Tefsîru’s-Sa‘dî, 704.)
Soru: Art arda gelen bu iki âyet arasındaki alâka nedir?
وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٧١
Aklı zayıf kimseler, müşriklerin çokluğuna aldanmasın ve bu çoklukla iftihar etmesinler diye onlardan önce dalâlete düşenler (اكثر الأولين) “eski milletlerin çoğu” olmakla nitelendirildi. Tâ ki aklı zayıf kimseler, müşriklerin çokluğuyla aldanmasın ve bu çoklukla iftihar etmesinler. Şunu da bilsinler ki sayının çokluğu dalâlet ehlinin dalâletini ve yanlış olanların yanlışlığını haklı çıkarmaz.
Soru: Çokluk veya azlık, kişinin hidayet veya dalalet üzere olduğuna delalet etmez. Bunu açıkla.