Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮤ

ﱊ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ٤٤ ٤٤
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ
ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ
ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ٤٥ ٤٥
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ
ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ٤٦ ٤٦
ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ٤٧ ٤٧
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ٤٨ ٤٨
ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ
ﮮ ﮯ ﮰ ٤٩ ٤٩
ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ٥٠ ٥٠
ﯥ
ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ
ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ٥١ ٥١
ﯹ
ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ
٥٢ ٥٢
ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ
ﰎ ﰏ ﰐ ﰑ ﰒ ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ﰗ ﰘ ٥٣ ٥٣
356
سورة النور Ayetler 0 - 44

يُقَلِّبُ ٱللَّهُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةٗ لِّأُوْلِي ٱلۡأَبۡصَٰرِ ٤٤

Yani basireti olup ona müracaat eden ve onunla bilen herkes için... Buradaki (الأبصار) “el-ebsâr,” bir önceki âyette geçenin aksine “basiret” mânasında olup (بصر) kelimesinin çoğuludur. Yine denildi ki: “Zihne ilk geldiği üzere bu, bilinen göz mânasındadır. (بصائر) “basiret ve ileri görüşlülük” kelimesinin yerine bu kelimeyle ifade edilmesi delâletin açıklığını bildirmek içindir.” (Âlûsî, 9/384.)
Soru: (بصائر) kelimesi yerine (الأبصار) “basiret” kelimesinin kullanılmasındaki fâide nedir?

سورة النور Ayetler 0 - 46

لَّقَدۡ أَنزَلۡنَآ ءَايَٰتٖ مُّبَيِّنَٰتٖۚ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ٤٦

(ايات مبينات) “açık seçik bildiren âyetler,” Yüce Allah’ın diktiği tüm işaret ve ibret için meydana getirdiklerini kapsar. Keza Kitabı’nda belirttiği tüm âyetler bir uyarı ve hatırlatmadır. (İbn Atıyye, 4/191.)
Soru: Yüce Allah’ın müminleri doğruya ilettiği âyetler nelerdir?

سورة النور Ayetler 0 - 47

وَيَقُولُونَ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلرَّسُولِ وَأَطَعۡنَا ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٞ مِّنۡهُم مِّنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٤٧

Bu âyetler imanın sırf bir sözden ibaret olmadığına delildir. Bilakis bu söze amelin de eşlik etmesi gerekir. Bundan dolayı Yüce Allah, itaatten yüz çeviren kimseden imanı nefyetmiştir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 572.)
Soru: Bu âyet-i kerîmede akideye dair bir fâide vardır. Bunu zikret.

سورة النور Ayetler 0 - 48

وَإِذَا دُعُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ لِيَحۡكُمَ بَيۡنَهُمۡ إِذَا فَرِيقٞ مِّنۡهُم مُّعۡرِضُونَ ٤٨

Rivâyet edildiğine göre; Bişr adında bir münafığın yahudilerden bir adam ile arasında bir husumet vardı. Bunun üzerine yahudi o münafığı Rasûlullah’ın yanında mahkeme olmaya çağırdı. Münafık ise bunu kabul etmeyip yahudiyi Ka‘b b. Eşref’in yanına çağırdı. İşte bu olay üzerine bu âyet-i kerîme inmiştir. Zehrâvî’nin, Hasan b. Ebi’l-Hasan’dan müsned olarak naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Hasmının kendisini Müslüman hâkimlerden birinin hükmüne çağırıp da kendisinin icabet etmediği kimse zalimdir.” (İbn Atıyye, 4/191.)
Soru: Yüce Allah’ın şeriatına muhakeme olmaya çağrılan müminin tutumu nedir?

سورة النور Ayetler 0 - 50

أَمۡ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَرَسُولُهُۥۚ

Şeriatın ahkâmı hakkında kötü zanda bulunmak, aynı şekilde onun hakkında adâletin ve hikmetin dışında bir düşünce beslemek haramdır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 572.)
Soru: Şeriattan razı olmak Yüce Allah’ın nimetlerindendir. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu izah et.

سورة النور Ayetler 0 - 52

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَخۡشَ ٱللَّهَ وَيَتَّقۡهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ ٥٢

Âyet-i kerîme dünyada ve âhirette kurtuluşa ermenin sebeplerini cemetmiştir. (İbn Atıyye, 18/276.)
Soru: Bu âyet-i kerîme “cevâmiu’l-kelim” (birçok mânayı ifade eden veciz ifade) cümlelerden sayılmaktadır. Bunu açıkla.

سورة النور Ayetler 0 - 53

وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِنۡ أَمَرۡتَهُمۡ لَيَخۡرُجُنَّۖ قُل لَّا تُقۡسِمُواْۖ طَاعَةٞ مَّعۡرُوفَةٌۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ٥٣

Münafıklar Rasûlullah’a ﷺ şöyle diyorlardı: “Sen nerede olursan seninle beraber olacağız. Şayet (cihad) için çıkarsan seninle birlikte çıkar, oturursan seninle birlikte otururuz. Şayet bizlere cihad etmeyi emredersen cihad ederiz.” Yüce Allah da onlara cevaben, “De ki: Yemin etmeyin.” buyurdu. Bununla söz tamamlanmıştır. (طاعة معروفة) “İtaatiniz malumdur!” Yani bu, kalp ile itikad etmeksizin dil ile söylediğiniz mücerret bir sözdür. Ve sizin bu itaatiniz malumdur, yani sizin, yalancılar ve yapmadığını söyleyen kimseler olduğunuz bilinen bir durumdur. (el-Beğavî, 3/309.)
Soru: Kalp ile itikad etmeksizin sadece dil ile söylemek yeterli midir?