Kuran
ﮎ
ﰺ
ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ٢١١ ٢١١ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ
ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ
٢١٢ ٢١٢ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ
ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ٢١٣ ٢١٣ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ
ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ٢١٤ ٢١٤ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ
ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ
ﰂ ﰃ ﰄ ﰅ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ٢١٥ ٢١٥
سَلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ كَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُم مِّنۡ ءَايَةِۢ بَيِّنَةٖۗ وَمَن يُبَدِّلۡ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢١١
Bu değişimin aslı, âlimin ilmini ve sâlih olanın salâhını kendisine geri çevirerek âlimin ilmine tâbi olmamak ve sâlih olanın salâhıyla doğru yola girmemektir. Kurtubî, 3/395.
Soru: Âyetteki değiştirmenin aslı nedir?
وَمَن يُبَدِّلۡ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَتۡهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢١١
Kim Allah’ın kendisine bahşettiği dinî veya dünyevî bir nimete şükretmeyip gereğini yerine getirmezse, o nimet yavaş yavaş kendisinden yok olup gider ve onun yerini artık küfür ve mâsiyetler alır. Böylece nimetin yerini küfür alır. Kim de şükredip o nimetin hakkını yerine getirirse muhakkak ki o nimet sabit kalıp devam eder ve Yüce Allah o nimeti arttırır. el-Bikâî, 1/390.
Soru: Nimetler nasıl sabit kalır, nasıl zâil olur?
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَيَسۡخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ
Ey Muhammed! Onlar iman ehlinden olup seni doğrulayarak sana tâbi olanlarla alay etmektedir. Bu alaylarının sebebi ise iman edenlerin sırf dünya ve ev eşyaları ile mallar gibi dünya hayatının süsünü çoğaltıp da onlarla övünmeyi ve baş olma arzusunu terk etmeleri ve böylece Benim katımdaki nimetleri isteyerek Bana yönelmeleridir. Tefsîru’s-Sa‘dî, s. 95.
Soru: Dünya ehli için kurtuluş ve başarının ölçüleri nelerdir?
فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَا ٱخۡتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ ٱلۡحَقِّ بِإِذۡنِهِۦۗ وَٱللَّهُ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٍ ٢١٣
Âişe’den şöyle rivâyet edildi: “Nebî ﷺ geceleyin namaz için kalktığı zaman şöyle dua ederdi:
‘Ey Cebrâil’in, Mikâil’in ve İsrâfil’in Rabbi! Göklerin ve yerin yaratanı, gizli ve âşikârı bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeylerde kulların arasında Sen hükmedersin. İhtilafa düşülen şeyde beni, izninle hakka ulaştır. Şüphesiz Sen, dilediğini doğru yola iletirsin.’” - İbn Teymiyye, 1/493.
Soru: Nebî’nin ﷺ ihtilafa düşülen şeyde Allah’tan hidâyet istediği duası nasıldır?
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَأۡتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۖ مَّسَّتۡهُمُ ٱلۡبَأۡسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلۡزِلُواْ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصۡرُ ٱللَّهِۗ أَلَآ إِنَّ نَصۡرَ ٱللَّهِ قَرِيبٞ ٢١٤
(أَم حَسِبتُم)“...mi sandınız?” Bu, müminleri teşvik etmeye ve zorluklar karşısında sabrı emretmeye yönelik bir hitaptır. (ولما يأتكم) “size de gelmeden,” yani sizden öncekilerin başına gelen musibetler size de isabet etmedikçe cennete giremeyeceksiniz. İbn Cüzeyy, 1/107.
Soru: Âyetten anladığına dayanarak cennete girmenin şartının ne olduğunu araştır?
أَمۡ حَسِبۡتُمۡ أَن تَدۡخُلُواْ ٱلۡجَنَّةَ وَلَمَّا يَأۡتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِكُمۖ مَّسَّتۡهُمُ ٱلۡبَأۡسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلۡزِلُواْ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصۡرُ ٱللَّهِۗ أَلَآ إِنَّ نَصۡرَ ٱللَّهِ قَرِيبٞ ٢١٤
Bu, Yüce Allah’ın, kendisinin dışındaki tüm sebeplerden sıyrılmalarından sonra peygamberlerden ve onunla beraber olanlardan sıkıntıyı gidereceğine dair bir bildiridir. Bu da onların kalplerini takvâ ile sınamak içindir. Böylece gönülleri yaratılmışlardan bir şeye meyletmekten arınmış olsun ve kalpleri sadece bir olan Allah’a bağlansın. el-Bikâî, 1/397.
Soru: Neden bazen yardım gecikir? Bunu âyete dayanarak açıkla.
يَسۡٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَۖ قُلۡ مَآ أَنفَقۡتُم مِّنۡ خَيۡرٖ فَلِلۡوَٰلِدَيۡنِ وَٱلۡأَقۡرَبِينَ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِۗ وَمَا تَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٞ ٢١٥
İnfakta niyetlere kusur girdiği için, âyet, Allah’ın bilmesiyle sonlandırılmıştır. Çünkü o (infak) nefsin kendisiyle en çok övündüğü amellerdendir. Öyle ki neredeyse o infaktan kişi için, sol elinin bilmediğinin dışında hiçbir şey salim olmayacaktı. el-Bikâî, 1/400.
Soru: Âyetin Allah’ın ilim sıfatıyla bitmesinin delâleti nedir?