Kuran
ﮠ
ﱈ
ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ
ﭩ ٦٦ ٦٦ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ٦٧ ٦٧ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ
ﭵ ﭶ ٦٨ ٦٨ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ
ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ٦٩ ٦٩ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ٧٠ ٧٠ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ
ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ
ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ
ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ٧١ ٧١ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ
ﯥ ﯦ ٧٢ ٧٢ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ٧٣ ٧٣ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ
ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ٧٤ ٧٤ ﰆ ﰇ ﰈ ﰉ
ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ٧٥ ٧٥ ﰑ ﰒ
ﰓ ﰔ ﰕ ﰖ ﰗ ﰘ ﰙ ﰚ ﰛ ﰜ ﰝ ٧٦ ٧٦
قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ ٦٥ قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ ٦٦
(Sihirbazlar) bu sözleriyle her hâlükârda kendilerinin mutlaka Mûsâ’ya galip geleceklerini ima ederek onu bu konuda muhayyer bıraktılar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 508.)
Soru: Bâtıl ehlinin kendilerine olan kesin güveni, müminin Rabbine olan güvenini sarsmaz. Âyet-i kerîmeye dayanarak bunu izah et.
فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةٗ مُّوسَىٰ ٦٧
Nitekim bu, beşer tabiatının gerektirdiği bir durumdur. Yoksa O, Yüce Allah’ın vaadine ve yardımına kesinkes inanmaktadır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 508.)
Soru: Mûsâ’nın u nefsinde meydana gelen korkunun sebebi neydi? Ve o, Yüce Allah’ın vaadinden şüphe mi ediyordu?
وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ ٦٩
Bu buyruk, iflahın her türlüsünü sihirbazdan nefyetmektedir. Başka âyetler de bu umumiyeti tekit etmektedir. Bunlardan biri şu kavlidir: “Nereye varsa.” Bu da sihirbazın kâfir olduğuna delildir. Çünkü felah ancak kendisinde hiçbir hayrın olmadığı kimseden külliyen nefyedilir. (eş-Şenkîtî, 4/39.)
Soru: Felahın sihirbazdan (külliyen) nefyedilmesinin sebebi nedir?
قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفٖ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِي جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابٗا وَأَبۡقَىٰ ٧١
Firavun sihirbazların iman ettiğini görünce öfkelenip onları cezalandırmak istedi. Ancak, Mûsâ u ile münazara kapısını açtıktan sonra (sihirbazların) Mûsâ’ya u iman etmeleri üzerine onları cezalandırmanın münazara kurallarını bozmak anlamına geldiğini biliyordu. Bundan dolayı -iman edenlerden hıncını almak için- kendisinden izin almaksızın iman ettiklerini açıklamalarını, kendisine karşı yapılan bir cüret addederek bunu, vereceği ceza için bir illet olarak uydurdu. (İbn Âşûr, 16/266.)
Soru: Mağlup olanın sıfatlarından biri de dayanıksız bahaneler uydurmasıdır. Âyet-i kerîmeden yola çıkarak bunu açıkla.
قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ ٧٢
(Sihirbazlar,) Firavun’un tehdit ve işkencesini hafife aldıklarını izhar ettiler. Zira artık onlar iman ve yakîn ehli olmuşlardı. Risâletin nûruyla aydınlanan müminlerin hâli de aynen böyledir. Onların küfrün cehâletinden ve katılığından, imanın hikmetine ve sebatına dönmeleri ne kadar da hızlı yol alır! (İbn Âşûr, 16/266.)
Soru: Risâletin nûru kendilerinin üzerine doğduğunda müminlerin hâlini açıkla.
قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ ٧٢
Sihirbazların bu sözlerinde, akıllı kişinin dünya lezzetleriyle âhiret lezzetlerini ve yine dünyanın zorlukları ile âhiretin azabını kıyaslaması gerektiğine delil vardır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 509.)
Soru: Dünyanın haram lezzetlerinden biri karşına çıktığı durumda, bu âyet sana bu arzudan kurtulmanın yolunu nasıl gösterir?
إِنَّهُۥ مَن يَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمٗا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ ٧٤
Dolayısıyla ne hayatından istifade edebilir ne de ölümüyle rahata kavuşabilir. Yine denildi ki: “Kâfirin canı gırtlağında asılı kalır. Yüce Allah’ın kendisi hakkında haber verdiği gibi ne o canın çıkmasıyla ölür ne de canı kendisinde sabit kalarak hayat bulur.” (Kurtubî, 14/107.)
Soru: Kâfirin ölüm ile hayat arasında kalmasıyla Yüce Allah’ın onun için reva gördüğü azabın zorluğunu açıkla.