Kuran
ﮝ
ﱇ
ﮝ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ
ﭤ ﭥ ﭦ ١ ١ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ٢ ٢
ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ٣ ٣
ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ
ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ٤ ٤ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ
ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ
ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ٥ ٥ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ
ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ
٦ ٦ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ
ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ
ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ٧ ٧
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلٗا مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا ٱلَّذِي بَٰرَكۡنَا حَوۡلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنۡ ءَايَٰتِنَآۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ ١
Daha öncesinden Yüce Allah’ı tenzih etmeyi gerektirecek bir cümle geçmeksizin sûrenin (doğrudan) tesbih (subhanallah) kelimesiyle başlaması, dinleyiciyi hayret verici bir haberin karşılayacağını gösterir. Bu da konuşanın büyük kudretine ve kendisi hakkında konuşulan kimsenin büyük konumuna delâlet etmek içindir. (İbn Âşûr, 10/9)
Soru: Âyet-i kerîmenin tesbih ile başlamasındaki fâideyi açıkla.
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلٗا مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا
Doğru olan görüş, onun ﷺ uyku hâlinde değil, uyanıkken Mescid-i Aksâ’ya götürüldüğüdür. Zira tesbih (“subhanallah” demek) büyük/önemli işlerde olur, şayet uyku hâlindeyken gerçekleşmiş olsaydı bunda (şaşılacak) büyük bir şey olmazdı. Dolayısıyla büyütülecek bir iş olmaz, Kureyş kâfirleri onu yalanlamaya kalkışmaz ve önceden Müslüman olan bir topluluk irtidat etmezdi. Yine bilindiği üzere kul, ruh ve cesedin birleşiminden ibarettir, Yüce Allah ise (bunları birbirinden ayırt etmeksizin) (اسرى بعبده) “(Muhammed) kulunu götüren” buyurmuştur. (İbn Kesîr, 3/23)
Soru: Nebî ﷺ Mescid-i Aksâ’ya sadece ruhu ile mi götürülmüştür, yoksa ruh ve cesedi ile beraber mi? Bunu açıkla.
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ
Nebî ﷺ burada kulluk vasfıyla zikredilmiştir. Çünkü o, tüm bu büyük makamlara Rabbine sunduğu tam bir kulluk ile ulaşmıştır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 453)
Soru: Nebî’nin ﷺ bu makamda kulluk ile vasıflandırılmasındaki hikmet nedir?
وَءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَٰهُ هُدٗى لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيلٗا ٢
Yüce Allah, kendisinden başkasının vekil edinilmesini nehyetmektedir. Çünkü haddizatında mahlûk olan kimse kulun tüm ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz. Câiz olan vekâlet ise güç yetirebildiği hususlarda bir insanın vekil edilmesidir. Bu vekâletiyle müvekkilin bazı ihtiyaçları karşılanmış olur. Tüm ihtiyaçlarına gelince, buna Allah’tan başkası güç yetiremez. (İbn Teymiyye, 4/202)
Soru: Neden Allah’tan başkasını vekil edinmekten nehyedildik?
ذُرِّيَّةَ مَنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحٍۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَبۡدٗا شَكُورٗا ٣
(الشكور) “eş-Şekûr,” yani çokça şükreden bir kul. O u her hâline hamdediyordu. Bu, önceki cümle için bir ta‘lîldir/sebebiyettir. Yani atanız Nûh gibi siz de şükredenlerden olun. (İbn Cüzeyy, 1/481)
Soru: Yüce Allah, Nûh’u u başka birçok güzel sıfatla nitelenmesine rağmen neden özellikle şükür sıfatıyla nitelemiştir?
فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثۡنَا عَلَيۡكُمۡ عِبَادٗا لَّنَآ أُوْلِي بَأۡسٖ شَدِيدٖ فَجَاسُواْ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِۚ وَكَانَ وَعۡدٗا مَّفۡعُولٗا ٥ ثُمَّ رَدَدۡنَا لَكُمُ ٱلۡكَرَّةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَمۡدَدۡنَٰكُم بِأَمۡوَٰلٖ وَبَنِينَ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ أَكۡثَرَ نَفِيرًا ٦
Bazen Benî İsrâil düşmanlarına galip gelmesi, bazen de düşmanlarının onlara galip gelmesi Mûsâ’nın u nübüvvetinin delillerindendir. Aynı şekilde Muhammed ümmetinin bazen düşmanlarına galip gelmesi, bazen de düşmanlarının onlara galip gelmesi de onun risâletinin ve nübüvvetinin delil ve işaretlerindendir. (İbn Teymiyye, 4/203)
Soru: Bu âyet-i kerîmeler bazen Benî İsrâil’in bazen de düşmanlarının galip geldiğini açıklamaktadır. Bu neye işaret etmektedir?
إِنۡ أَحۡسَنتُمۡ أَحۡسَنتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡۖ وَإِنۡ أَسَأۡتُمۡ فَلَهَاۚ
(ان احسنتم احسنتم لانفسكم ) “Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş... olursunuz..” âyetinin mânası şudur: Tevbe etmeniz ve daha iyi bir nesil ortaya koymanız için sizlere bir fırsat daha tanıyacağız. Zira sizler artık nimet ve refah içinde bir hâle geçtiniz. Bu andan itibaren iyilik yaparsanız kendinize, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. Sizden öncekileri günahları sebebiyle helâk ettiğimiz gibi, size de tevbe etmeyi nasip ederek iyilik yaptık. Bu sebeple, sizden öncekilerin âkıbetine uğramamak için kötülükten sakının. (İbn Âşûr, 15/28)
Soru: Bu âyette hem bir müjde hem de bir uyarı vardır. Peki, uyarı hangi hususta olmuştur?