Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮜ

ﱆ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ
ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ٨٨ ٨٨
ﭟ ﭠ ﭡ
ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ
ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ
ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ٨٩ ٨٩
ﭺ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ
ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ
٩٠ ٩٠
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ٩١ ٩١
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ
ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ
ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ
٩٢ ٩٢
ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ٩٣ ٩٣
277
سورة النحل Ayetler 0 - 88

ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ زِدۡنَٰهُمۡ عَذَابٗا فَوۡقَ ٱلۡعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يُفۡسِدُونَ ٨٨

Bir azap küfürleri sebebiyle, bir azap da insanları hakka tâbi olmaktan alıkoymaları sebebiyledir. Bu da kâfirlerin azaplarında farklı derecelerde olduklarına delildir. Nitekim müminler de cennetteki evlerinde ve derecelerinde birbirinden farklı mertebelerdedir. (İbn Kesîr, 2/562.)
Soru: Âyet-i kerîme, kâfirlerin cehennemdeki derekelerinin farklılığına delildir. Bunu açıkla.

سورة النحل Ayetler 0 - 89

وَيَوۡمَ نَبۡعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٖ شَهِيدًا عَلَيۡهِم مِّنۡ أَنفُسِهِمۡۖ وَجِئۡنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ

Her peygamberin, ümmetine şahitlikte bulunması, Yüce Allah’ın adâletinin kemâlindendir. Çünkü o (peygamber), başkasına nispetle, ümmetinin amellerine daha fazla vâkıf olandır. Aynı şekilde başkasına nispetle ümmetine daha adâletli ve hak etmedikleri şekilde şahitlikte bulunmayacak kadar da şefkatlidir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 447.)
Soru: Âyet-i kerîme Yüce Allah’ın adâletinin ve rahmetinin kemâline delildir. Bunu açıkla.

سورة النحل Ayetler 0 - 89

وَيَوۡمَ نَبۡعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٖ شَهِيدًا عَلَيۡهِم مِّنۡ أَنفُسِهِمۡۖ وَجِئۡنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِۚ

Bu cümlede kendileri için bir haksızlığın olmadığı bir şekilde peygamberlerin ümmetlerine şahitlikte bulunacağını hatırlatmasına ek olarak, şahidin kendilerinden birinin olacağı ziyade olarak zikredilmiştir. Çünkü bu, kendi milletinden gerçekleşen bir şahitliktir. Kendilerine şahitlikte bulunanlar böyle bir şahitlikte haksızlığa mahal bulamazlar. (İbn Âşûr, 14/250.)
Soru: Âyet-i kerîmede şahidin (من انفسهم) “ümmetin içinden” olmakla nitelendirilmesinin faydası nedir?

سورة النحل Ayetler 0 - 89

وَنَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ تِبۡيَٰنٗا لِّكُلِّ شَيۡءٖ وَهُدٗى وَرَحۡمَةٗ وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُسۡلِمِينَ ٨٩

(لكل شيء) “her şey için,” bu umumiyeti ifade eder. Ancak bu umumiyet; nefisleri ıslah etmek, ahlâkı tamamlamak, medeni toplumu ıslah etmek, hakları ortaya koymak, Allah’ın vahdaniyetine ve peygamberin doğruluğuna delil getirme gibi davetin kendisine bağlı olduğu tüm din ve şeriatların bir benzeriyle geldiği örfî umumiyettir. (İbn Âşûr, 14/253.)
Soru: Kur’ân-ı Kerîm akide, kanun ve ahlâk gibi beşeriyetin ihtiyaç duyduğu her şeyi açıklamıştır. Bu nasıl olmuştur?

سورة النحل Ayetler 0 - 90

إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَٱلۡإِحۡسَٰنِ وَإِيتَآيِٕ ذِي ٱلۡقُرۡبَى

Bu buyruğa, yakın uzak tüm akrabalar girer. Ancak yakınlığı ölçüsünde iyiliğe daha layık olur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 447.)
Soru: Âyet-i kerîmede kastedilen akrabalar kimlerdir ve onlardan hangileri iyilik yapılmaya daha layıktırlar?

سورة النحل Ayetler 0 - 90

إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَٱلۡإِحۡسَٰنِ وَإِيتَآيِٕ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ

Yüce Allah, insanların, hakkında çokça gaflete düştüğü veya faziletini ve değerini basite aldığı adâlet ve iyiliğin önemli bir kısmını özellikle zikretmiştir. Bu da akrabaya yardım etmektir. İnsanların nefislerinde uzakta olanı elde edip onun şerrinden sakınmak vardır. Aynı şekilde yakın olandan yana gafil olup gönlü rahat olma ve hakları noktasında ihmalkâr olmaya alışkanlık kazanmak vardır. (İbn Âşûr, 14/256.)
Soru: Neden Yüce Allah akrabaya yardım etmeyi adâlet ve iyiliğin kapsamında özellikle zikretmiştir?

سورة النحل Ayetler 0 - 90

إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُ بِٱلۡعَدۡلِ وَٱلۡإِحۡسَٰنِ وَإِيتَآيِٕ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَيَنۡهَىٰ عَنِ ٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡبَغۡيِۚ يَعِظُكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ٩٠

Yüce Allah adâlet ile farzları yerine getirmeyi, iyilik (ihsan) ile ise sünnetleri yerine getirmeyi kastetmektedir. Bu da Yüce Allah’ın ve kulların hakları hakkındadır. İbn Mes‘ûd h der ki: “Bu, Yüce Allah’ın Kitabı’ndaki en kapsayıcı âyettir.” (İbn Cüzeyy, 1/472.)
Soru: Neden bu âyet-i kerîme Kur’ân’daki en kapsayıcı âyet olmuştur?