Kuran
ﮎ
ﰺ
ﭝ ﭞ ١٥٤ ١٥٤ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ
ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ١٥٥ ١٥٥
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ
١٥٦ ١٥٦ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ
ﮁ ﮂ ١٥٧ ١٥٧ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ١٥٨ ١٥٨ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ
ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ
١٥٩ ١٥٩ ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ١٦٠ ١٦٠ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ
ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ
١٦١ ١٦١ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ١٦٢ ١٦٢
ﯺ ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ١٦٣ ١٦٣
إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ ١٥٣ وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتُۢ بَلۡ أَحۡيَآءٞ وَلَٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ ١٥٤
Bu âyet, Allah’ın sabredenlerle beraber olmasının, onlardan şehidler edinmeyeceği anlamına gelmeyeceğine işarettir. Bilakis bu, Allah’ın onlarla beraber olmasının semeresidir. Şöyle ki: Onlardan şehid olanlar âhiret saadetini elde ederken, kalanlar (savaş meydanında savaşanlar) iki cihan saadetini elde ederler. (el-Bikâî, 1/279)
Soru: Allah’ın sabreden mücahidlerle beraberliği onların şehid edilmelerine engel midir?
وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٰتُۢ بَلۡ أَحۡيَآءٞ وَلَٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ ١٥٤
Bilindiği gibi akıllı kişi, sevdiğini; ondan daha yüce ve üstün bir sevdiği olmadıkça terk etmez. Burada da Yüce Allah başka bir gaye değil sırf kendi kelimesi yüce olsun, dini galip gelsin diye öldürülen kişinin, sevilen hayattan mahrum kalmayacağını bildirdi. Hatta zannettiğiniz ve düşündüğünüzden daha yüce ve daha mükemmel hayat onlar için hâsıl olacaktır. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 75)
Soru: Kişi sevdiğini ne zaman terk eder?
وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَيۡءٖ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصٖ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ ١٥٥
Denildi ki: “Bunlarla imtihan edildiler ki kendilerinden sonrakilere bir delil olsun ve kendilerinden öncekilerin ancak hak onlara belli olduğu vakit sabrettiklerini bilsinler.” Yine denildi ki: “Yüce Allah, imtihanın kendilerine de isabet edeceğinden yakîn üzere olsunlar da nefislerini hazırlasınlar diye bunu onlara bildirdi. Böylece imtihanlara karşı tahammülsüzlükleri daha uzak olsun.” Yine bu âyette azmin Yüce Allah’ın sevabını hızlandırdığı ve nefsi teskin etttiği de vardır. (Kurtubî, 2/462)
Soru: Neden Yüce Allah, kullarının imtihan olacaklarını kendilerine bildirmiştir?
وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَيۡءٖ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصٖ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِۗ
Şayet refah ve bolluk iman ehli için sürekli devam etse de zorluk ve musibetler olmasaydı fesat olan bir uyumsuzluk meydana gelirdi. Allah’ın hikmeti, ehl-i imanı ehl-i şerden ayırmayı gerektirir. İşte imtihanların faydası budur, yoksa mümindeki o imanı izale etmek veya onları dinlerinden döndürmek değildir. Allah müminlerin imanını zayi edecek değildir. Ve bu âyette kullarını düşmanlardan “biraz korku” “ve açlıkla” imtihan edeceğini haber verdi. Yani ikisinden az bir şeyle… Çünkü şayet imtihanın hepsi korku veya açlık ile olsaydı helâk olurlardı. İmtihanlar da iyiyi kötüden arındırmak içindir, helâk etmek için değil. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 76)
Soru: Neden imtihan az bir korku ve açlık ile olup hepsi sadece biriyle olmamıştır?
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةٞ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ ١٥٦
Yani onlar Allah’ın köleleridirler, O’nun emri ve tasarrufu altında yönetilirler. Mallarımızdan ve canlarımızdan bize ait olan hiçbir şey yoktur. Şayet bu zikredilenlerden biriyle bizi imtihan etmişse şüphesiz ki merhametlilerin en merhametlisi, kölelerinde ve mallarında tasarruf etmiş olur. O’na yapılacak bir itiraz yoktur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 76)
Soru: Neden musibete uğrayan bir kişinin “Biz Allah’ın kullarıyız.” demesi uygun görülmüştür?
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةٞ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ ١٥٦
(إنا لله) “Biz Allah’ın kullarıyız.” kavlindeki (ل) sahiplik mânasındadır. Mâlik, mülkünde istediğini yapar. (راجعون) “O’na döneceğiz” buyruğunda dünya musibetlerinin kendilerine kolay gelmesi için âhireti hatırladılar. Sahih bir hadiste Allah Rasûlü ﷺ şöyle buyurdu: “Kişiye bir musibet isabet ettiğinde kişi ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn’ deyip de ‘Allah’ım, bu musibetten dolayı beni mükâfatlandır, bana ondan daha hayırlısını ihsan et.’ derse, mutlaka Allah onu, ona isabet edenden daha hayırlısıyla değiştirir.”
Ümmü Seleme dedi ki: “Kocam Ebû Seleme öldüğü zaman bu duayı söyledim, Allah da kocamın yerine Rasûlullah’ı ﷺ bana nasip etti.” (Müslim, 918) (İbn Cüzeyy, 1/89)
Soru: Musibet anında söylenmesi müstehap olan dua nedir?
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةٞ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٰجِعُونَ ١٥٦
Allah, musibet ehli kişiler için, mübarek mânaları bir araya getiren bu kelimeleri bir sığınak ve imtihan edilenler için bir korunak kıldı. Bu mânalar, Allah’ı birlemek, O’na kulluğu ve kabirlerden dirilmeyi ikrar etmek, her işin O’ndan geldiği gibi O’na döneceğine yakîn üzere inanmaktır. Saîd b. Cubeyr dedi ki: “Bu kelimeler bizim Nebîmizden önce hiçbir nebîye verilmemiştir. Eğer Ya‘kûb bu duayı bilseydi ‘Ah, Yûsuf’um ah!’ demezdi.” (İbn Atıyye, 1/228)
Soru: Bu duanın musibetlerde söylenmesinin hikmeti nedir?