Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮖ

ﱃ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ ﭗ ﭘ ﭙ ﭚ
ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ٢٦ ٢٦
ﭦ
ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ
ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ
ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ٢٧ ٢٧
ﮆ ﮇ
ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ
ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ٢٨ ٢٨
ﮛ ﮜ
ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ٢٩ ٢٩

ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ
ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ ٣٠ ٣٠
ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ
ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ
ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ﯵ ﯶ ٣١ ٣١
ﯸ ﯹ ﯺ
ﯻ ﯼ ﯽ ﯾ ﯿ ﰀ ﰁ ﰂ ﰃ ﰄ ٣٢ ٣٢
ﰆ
ﰇ ﰈ ﰉ ﰊ ﰋ ﰌ ﰍ ﰎ ﰏ ٣٣ ٣٣
212
سورة يونس Ayetler 0 - 26

لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ ٱلۡحُسۡنَىٰ وَزِيَادَةٞۖ وَلَا يَرۡهَقُ وُجُوهَهُمۡ قَتَرٞ وَلَا ذِلَّةٌۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٦

Yüce Allah esenlik yurduna çağırınca sanki nefislerde ona ulaşmak için gerekli olan amellere bir iştiyak uyanınca Yüce Allah o cennetten şöyle haber vermektedir: “Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır.” (Tefsîru’s-Sa‘dî, 362.)
Soru: Bu âyetle bir önceki âyet arasındaki ilişki nedir?

سورة يونس Ayetler 0 - 26

لِّلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ ٱلۡحُسۡنَىٰ وَزِيَادَةٞۖ

Yani murakabe bilinciyle ve samimi bir kulluk ile Hâlıklarına ibadetlerini en güzel bir şekilde edâ edenler, yine kullarına da ellerinden geldiği kadarıyla kavlî veya fiilî ihsanda bulunanlar... İşte bunlar ihsanda bulunan kimselerdir. Onlar için (الحسنى) “daha güzel karşılık” vardır ki bu da güzellikle kemâle ermiş cennettir; (و زيادة) “bir de fazlası vardır,” bu da el-Kerîm olan Allah’ın vechine bakmak, kelâmını işitmek, O’nun rızasını kazanıp yakınlığıyla sevinmektir. İşte bu nimetlerle temennilerde bulunanların temenni ettiği ve isteyenlerin istedikleri şeyi elde ederler. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 362.)
Soru: Bir Müslüman nasıl güzel davrananlardan olur?

سورة يونس Ayetler 0 - 26

وَلَا يَرۡهَقُ وُجُوهَهُمۡ قَتَرٞ وَلَا ذِلَّةٌۚ

“Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir),” yani hiçbir şekilde hoşlanılmayan bir şey onlara uğramayacaktır. Çünkü hoşlanılmayan bir şey insana uğradığında bu onun yüzüne yansır ve yüzü değişip kederlenir. )Tefsîru’s-Sa‘dî, 362(
Soru: Neden Yüce Allah cennette özellikle yüze bir kederin uğramayacağını zikretmiştir?

سورة يونس Ayetler 0 - 28

وَقَالَ شُرَكَآؤُهُم مَّا كُنتُمۡ إِيَّانَا تَعۡبُدُونَ ٢٨

Bu buyrukta Allah’la beraber; işitmeyen, görmeyen ve kendilerine hiçbir fayda sağlamayan (sahte) ilâhlara tapan müşriklere kınama vardır. Ki bu ilâhlar kendilerine böyle bir şeyi emretmemişler, razı olup böyle bir istekte bulunmamışlardır. Bilakis kendilerine en çok ihtiyaç duyulacağı yerde onlardan berî olmuşlardır. (İbn Kesîr, 2/397.)
Soru: Putlara ve kabirlere tapanlar ile kendisine ibadet ettikleri arasında hüküm verileceği zaman o tapanlara uğrayacak büyük sarsıntıyı tasvir et.

سورة يونس Ayetler 0 - 29

فَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمۡ إِن كُنَّا عَنۡ عِبَادَتِكُمۡ لَغَٰفِلِينَ ٢٩

Bu konuda (فكفى بٱلله شهيدا بيننا وبينكم) “Bu yüzden bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter:” O da şahit olur ki sizler O’nu ya da bizden hiç kimseyi ibadette birlemediniz. Bilakis bir oraya, bir buraya şaşkın hâlde bocalıyordunuz. Bütün bunlar saf olmayan ibadete itimat edilmeyeceğine, cemadat bile dile gelse bundan razı olmayacağına ve ibadeti hak edenin o ibadette ihlası ve o ibadette kimsenin ortak kılınmamasını da hak ettiğine ve böyle bir ibadeti ancak sıkıntıları gidermeye muktedir olanın hak ettiğine işaret vardır. (el-Bikâî, 3/437.)
Soru: İbadetin kendisine sarf edilmesine layık olan kimdir ve neden?

سورة يونس Ayetler 0 - 29

إِن كُنَّا عَنۡ عِبَادَتِكُمۡ لَغَٰفِلِينَ ٢٩

(لغافلين) “tamamen habersizdik,” çünkü bizde ruh yoktu. Dolayısıyla ibadeti emredip bundan razı olacak bir konumda dahi değildik. Öyleyse kınama bize değil sizedir ancak! (el-Bikâî, 3/437.)
Soru: Neden dünyada kendilerine ibadet edilenler bu ibadetleri yapanlara dünyada karşı çıkmazlar?

سورة يونس Ayetler 0 - 32

فَذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَاذَا بَعۡدَ ٱلۡحَقِّ إِلَّا ٱلضَّلَٰلُۖ فَأَنَّىٰ تُصۡرَفُونَ ٣٢

Âyet-i kerîmede itikat ilminde hak ile bâtıl arasında bir mertebenin/derecenin olmadığına delil vardır. Çünkü şer‘î hükümlerin aksine hak bu konuda tek taraflıdır. (İbn Cüzeyy, 1/380.)
Soru: İtikad meselelerini sulandırıp “Her taifenin katında bir nevi hak vardır” diyenlere bu âyetle nasıl cevap verirsin?