Kuran

Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı
Sonuç bulunamadı

ﮕ

ﱃ

ﭑ ﭒ ﭓ ﭔ ﭕ ﭖ
ﭗ ﭘ ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ
ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ
ﭨ ﭩ ﭪ ١٠٠ ١٠٠
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ
ﭰ ﭱ ﭲ ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ
ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ
ﮄ ١٠١ ١٠١
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ
ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
١٠٢ ١٠٢
ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ ﮢ
ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ١٠٣ ١٠٣
ﮬ ﮭ ﮮ
ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ١٠٤ ١٠٤
ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ﯨ ﯩ ﯪ
ﯫ ﯬ ﯭ ﯮ ١٠٥ ١٠٥
ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ
ﯴ ﯵ ﯶ ﯷ ﯸ ﯹ ﯺ ﯻ ﯼ ١٠٦ ١٠٦
203
سورة التوبة Ayetler 0 - 100

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلۡأَوَّلُونَ مِنَ ٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحۡسَٰنٖ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي تَحۡتَهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ١٠٠

Hicrete adım atmak gerçekten büyük bir ameldir. Zira hicret nefse ağır gelen, tabiata aykırı bir ameldir. Bu amele ilk atılan kimse, bu amelde başkaları için örnek olur. (el-Kâsımî, 4/191)
Soru: Neden Yüce Allah üstünlük ve büyük ecri hicret ve yardım için öne atılan kimseye bağlamıştır?

سورة التوبة Ayetler 0 - 100

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلۡأَوَّلُونَ مِنَ ٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحۡسَٰنٖ رَّضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُ

Yüce Allah güzellik/ihsan şartı koşmadan, öne geçenlerden razı olmuştur. Tâbi olanlardan ise ancak güzellikle tâbi oldukları zaman razı olmuştur. Yüce Allah’a nispetle rıza, kadim bir sıfattır. Dolayısıyla O, ancak rızanın gereklerine muvafakat sağlayacağını bildiği kimseden razı olur. Yüce Allah bir kimseden razı oldu mu artık ilelebet ona öfkelenmez. (İbn Teymiyye, 3/440)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak sahâbe-i kirâmın faziletini ve üstünlüğünü açıkla.

سورة التوبة Ayetler 0 - 101

وَمِمَّنۡ حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡأَعۡرَابِ مُنَٰفِقُونَۖ وَمِنۡ أَهۡلِ ٱلۡمَدِينَةِ مَرَدُواْ عَلَى ٱلنِّفَاقِ لَا تَعۡلَمُهُمۡۖ نَحۡنُ نَعۡلَمُهُمۡۚ سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيۡنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمٖ ١٠١

Muhtemelen onların azaplarının tekrar edilmesinin sebebi kendilerinde bulunan nifak içerikli küfür dolayısıyladır. (el-Kâsımî, 4/193)
Soru: Âyette azabın tekrarlanmasının sebebi nedir?

سورة التوبة Ayetler 0 - 102

وَءَاخَرُونَ ٱعۡتَرَفُواْ بِذُنُوبِهِمۡ خَلَطُواْ عَمَلٗا صَٰلِحٗا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى ٱللَّهُ أَن يَتُوبَ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ١٠٢

Bu âyet, kötü ameli iyi amelle karıştıran, günahlarını itiraf eden ve pişman olmakla beraber samimi bir tevbe ile tevbe etmeyen kimsenin korku ile ümit arasında olduğuna, ancak kurtuluşa daha yakın olduğuna delil vardır. Kötü ameli iyi amelle karıştırıp, önceden işlemiş olduğu günahları itiraf etmeyen ve pişman olmayan, üstelik günahlara ısrarla devam eden kişinin durumu hakkında ise son derece korkulur. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 350)
Soru: Biri iyi, diğeri kötü iki ameli birbirine karıştıranlar iki hal/tür üzeredir. Bunlar nelerdir?

سورة التوبة Ayetler 0 - 103

خُذۡ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡ صَدَقَةٗ تُطَهِّرُهُمۡ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيۡهِمۡۖ

(خذ من أموالهم صدقة تطهرهم)“Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin,” yani o sadakalar ile günahlarından temizlersin. (وتزكيهم بها) “onları arıtıp yüceltirsin,” yani onları münafıklık konumundan muhlislerin konumuna yükseltirsin. (el-Beğavî, 2/322)
Soru: Sadakanın mümin üzerindeki bereketlerinden bazılarını zikret.

سورة التوبة Ayetler 0 - 103

خُذۡ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡ صَدَقَةٗ تُطَهِّرُهُمۡ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيۡهِمۡۖ إِنَّ صَلَوٰتَكَ سَكَنٞ لَّهُمۡۗ

Bu âyet, imamın veya naibinin zekâtı edâ eden kimseye bereket duası yapmasının müstehap olduğunu ve tasaddukta bulunan kimsenin işitip sükûnete ereceği şekilde bunun açıktan olması gerektiğini göstermektedir. Yine âyet şu mânada anlaşılır: Yumuşak sözler sarf ederek, kendisine dua ederek ve kalbine huzur ve sükûnet verecek benzeri girişimlerde bulunarak müminin gönlüne sevinci yerleştirmek gerekir. Aynı şekilde bir infakta bulunan veya sâlih bir amel işleyen kişiyi dua ederek, övgü ve benzeri iltifatlarda bulunarak yaptığı amele teşvik etmek gerekir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 351)
Soru: Sadakayı kabzedip eline alan kimsenin sadakayı veren kardeşine yaptığı duanın faydası nedir?

سورة التوبة Ayetler 0 - 105

وَقُلِ ٱعۡمَلُواْ فَسَيَرَى ٱللَّهُ عَمَلَكُمۡ وَرَسُولُهُۥ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ١٠٥

Tevbenin kabulünün hemen ardından amel etmeyle emredildiler. Çünkü onların tevbeleri kabul edilince bu (hayır kervanında) kendilerini geçenlere yetişsinler diye tevbelerinin sıdkını ve kemâl mertebelerine yükselmedeki büyük rağbetlerini kanıtlamaları kendilerine düşen bir sorumluluktu. İşte kastedilen gaye tam olarak budur. (İbn Âşûr, 11/25)
Soru: Neden müminler tevbelerinin kabul edilmesi kendilerine bildirildikten hemen sonra amel etmeyle emredildiler?