Kuran
ﮕ
ﱂ
ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ
ﭟ ﭠ ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ
ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ
ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ ٦٩ ٦٩ ﭴ ﭵ
ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ ﭽ ﭾ
ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ ﮅ
ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ ﮍ
ﮎ ﮏ ٧٠ ٧٠ ﮑ ﮒ ﮓ
ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ
ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ ﮡ
ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ
٧١ ٧١ ﮭ ﮮ ﮯ ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ
ﯖ ﯗ ﯘ ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ
ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ٧٢ ٧٢
كَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنكُمۡ قُوَّةٗ وَأَكۡثَرَ أَمۡوَٰلٗا وَأَوۡلَٰدٗا فَٱسۡتَمۡتَعُواْ بِخَلَٰقِهِمۡ فَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِخَلَٰقِكُمۡ كَمَا ٱسۡتَمۡتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُم بِخَلَٰقِهِمۡ وَخُضۡتُمۡ كَٱلَّذِي خَاضُوٓاْۚ أُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ ٦٩
Bu ümmetin çoğunu Kur’ân’ı anlamaktan alıkoyan şey, daha önce geçenlere ait kıssaların ve tüm dinlerdeki insanlardan mükâfatlandırılan ve cezalandırılanların haberlerinin (bizlere ulaştırılmasındaki) gayesinin sadece birer kıssa ve haber vermek olduğunu zannetmeleridir. Asla! Durum zannettikleri gibi değildir. Bilakis bu kıssaların anlatılma gayesi, o sayıdaki olayların, yaşanan o hal ve izlerin benzeri manzaraların bu ümmette de görüldüğüne dikkat çekmek ve bunlardan ibret almaktır. (el-Bikâî, 3/347.)
Soru: Kur’ân kıssalarından ve içinde okuduğumuz haberlerden hedeflenen gaye nedir?
فَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِخَلَٰقِكُمۡ كَمَا ٱسۡتَمۡتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُم بِخَلَٰقِهِمۡ
Müminler nasiplerine düşenlerle ve kendilerine verilen dünya nimetleriyle faydalansalar da bu nimetleri, Yüce Allah’a itaatte kendilerine yardımcı olması için kullanmışlardır. Elde ettikleri ilimler ise rasûllerin kendilerine öğrettiği ilimlerdir ki o da bütün yüce istek ve arzularda yakîne ulaşmak ve hak ile bâtılı çürütmek için mücadele etmektir. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 343.)
Soru: Dünya hayatından faydalanma konusunda mümin ile kâfir arasındaki fark nedir?
فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٧٠
Yani küfre saplanıp yalanlamaları, Yüce Allah’a şükrü terk etmeleri ve kendilerine bahşettiği nimetleri gereğinin dışındaki yerlere sarf etmekle kendilerine zulmetmekteydiler. Bundan dolayı azaba müstahak olmuşlardır. (el-Kâsımî, 4/166.)
Soru: Kişinin kendi nefsine zulmetmesinin ve yalanlayanların üzerine inen azabın belirtileri nelerdir?
وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٖۚ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ
Mümin erkeklerle mümin kadınlara gelince, onları birbirlerine yakın kılan toparlayıcı etkenin İslâm dostluğu olduğuna işaret etmek için Yüce Allah onları, birbirlerinin velileri olarak tabir etmiştir. Onlar bu hususta eşittir; biri diğerine karşı taklitçi olmadığı gibi üstünkörü ona tâbi de değildir. Münafıkların aksine dostluk, ihlası ve yardımlaşmayı hissettiren bir mâna içerir. Münafıklar zemmedildikleri kötü amellerinde âdeta birbirinden türemiş gibidirler. (İbn Âşûr, 10/262.)
Soru: Neden âyet müminlerden yana, onların birbirinin dostları olduğunu beyan etmiştir?
وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٖۚ
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir,” yani kalpleri birbirlerine sevgi, muhabbet ve şefkat göstermede birdir. (Kurtubî, 10/298.)
Soru: Neden âyet-i kerîme müminleri birbirinin velileri olmakla niteledi?
أُوْلَٰٓئِكَ سَيَرۡحَمُهُمُ ٱللَّهُۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٧١
(إن ٱلله عزيز حكيم) “Şüphesiz Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” cümlesi, (سيرحمهم الله) “Allah rahmet edecektir.” cümlesi için bir sebebiyettir. Yani Yüce Allah güç ve kudretiyle mümin kullarına yardım edip hikmetiyle, cezayı hak edilen yere koyar. (İbn Âşûr, 10/263.)
Soru: Âyet-i kerîmenin Yüce Allah’ın; (عزيز حكيم) “Azîz’dir, Hakîm’dir.” isimleriyle sonlanmasının sebebi nedir?
وَرِضۡوَٰنٞ مِّنَ ٱللَّهِ أَكۡبَرُۚ
Yüce Allah’ın ehline lütfedeceği rızası ise, içlerinde bulundukları nimetlerden daha büyüktür. Zira onların içinde bulundukları, ancak Rablerini görmek ve O’nun rızasına ulaşmakla en yüce dereceye yükselir. Ayrıca bu tüm âbidlerin de gaye edindiği ve sevenlerin kendisine doğru çabaladıkları en son hedeftir. Bu nedenle yerlerin ve göklerin Rabbinin rızası bütün cennet nimetlerinden daha büyüktür. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 344.)
Soru: Neden Yüce Allah’ın rızası cennet nimetlerinden daha büyük olmakla nitelendirilmiştir?