Kuran
ﮓ
ﱁ
ﭙ ﭚ ﭛ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ ﭡ
ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ ﭪ ﭫ
ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ﭷ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ١٦٠ ١٦٠
ﮃ ﮄ ﮅ ﮆ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ
ﮋ ﮌ ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ
ﮒ ﮓ ﮔ ﮕ ﮖ ﮗ
١٦١ ١٦١ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ ﮞ ﮟ ﮠ
ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ ﮨ
ﮩ ١٦٢ ١٦٢ ﮫ ﮬ ﮭ ﮮ ﮯ
ﮰ ﮱ ﯓ ﯔ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ﯛ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ﯧ ١٦٣ ١٦٣
وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلۡغَمَٰمَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ١٦٠
Onlar Allah’a şükretmeyip kendilerine farz kıldığı şeyleri yerine getirmemekle (وما ظلمونا) “Bize zulmetmiyorlardı,” bilakis böyle yapmakla (ولكن كآنوا انفسهم يظلمون) “kendilerine zulmediyorlardı.” Çünkü kendilerini tüm hayırlardan mahrum kılıp şerre ve Yüce Allah’ın gazabına maruz bıraktılar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 306)
Soru: Âyet-i kerîme nefse zulümden bir çeşidini açıklamıştır. Bu nedir?
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِجۡزٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَظۡلِمُونَ ١٦٢
(فبدل الذين ظلموا منه) “Fakat onlardan zalim olanlar değiştirdiler.” âyetinde (منهم) “onlardan” lafzı gelmiştir. Ancak Bakara sûresindeki aynı âyette bu lafız gelmemiştir. Burada bu lafzın ziyadeyle gelmesinin sebebi, sözü değiştirme eyleminin hepsinden sâdır olmadığını beyan etmek içindir. Bundan daha güzeli ise Bakara sûresinde gelendir: Çünkü Bakara sûresindeki âyette azarlama siyakında geldiği için bu eylemi yapanların hepsinin olduğu vehmiyle kendilerini korkutmak uygun düşmüştür. Çünkü bir kabilenin sorumlulukları o (kabilenin) tüm toplumuna hamledilir. (İbn Âşûr, 9/135)
Soru: Neden (منهم) “onlardan” lafzı Bakara sûresinde gelmeyip bu âyet-i kerîmede gelmiştir?
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ
Kolay olduğu hâlde sözü değiştirenler, emrolundukları fiilde hayli hayli değişiklik yaparlar. (Tefsîru’s-Sa‘dî, 306)
Soru: Âyet-i kerîmede yahudi zalimlerinin ilâhî emirlere muhalefet etmede alışkanlık kazandıklarına işaret vardır. Bunu açıkla.
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِجۡزٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَظۡلِمُونَ ١٦٢
Yüce Allah, erkek veya kadın kuluna bir nimet bahşeder de o kul bu nimete şükretmezse, Yüce Allah onu ondan çekip alır. O kim olursa olsun, hoşlansın-hoşlanmasın hiç fark etmez. (el-Cezâirî, 2/252)
Soru: Âyet-i kerîmeden yola çıkarak nimete şükretmemenin tehlikesini açıkla.
وَسۡـَٔلۡهُمۡ عَنِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَتۡ حَاضِرَةَ ٱلۡبَحۡرِ إِذۡ يَعۡدُونَ فِي ٱلسَّبۡتِ إِذۡ تَأۡتِيهِمۡ حِيتَانُهُمۡ يَوۡمَ سَبۡتِهِمۡ شُرَّعٗا وَيَوۡمَ لَا يَسۡبِتُونَ لَا تَأۡتِيهِمۡۚ كَذَٰلِكَ نَبۡلُوهُم بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ ١٦٣
Bu âyet-i kerîmede fıkıh ilmine bulaşmış, ancak fakih olmayan kimselerden, şer‘î nehiylere hilelerle yaklaşanlara büyük bir kınama vardır. Ki asıl fakih; faizin söz konusu olduğu işler gibi, boşanan kadınlarda başka birini araya koyup anlaşmalı nikâh kıydırıp daha sonra tekrardan boşatıp kendine helâl kılmak gibi, yine muallak surette boşanan kadının helâl olması için hul‘ yapmak gibi ve bunlara benzer afet ve felâketlerden korkan kimsedir. Şayet bunların bazılarını bir mahlûk başka bir mahlûk hakkında düşünüp onaylasa son derece çirkin bir iş olurdu. Bu böyleyken gizliyi ve daha gizli olanını bilen Allah hakkında durum nasıl olur!? (İbn Teymiyye, 3/215)
Soru: Âyet-i kerîmenin ışığında, şeriatta hilekârlık yapmanın tehlikesini açıkla.
وَسۡـَٔلۡهُمۡ عَنِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَتۡ حَاضِرَةَ ٱلۡبَحۡرِ إِذۡ يَعۡدُونَ فِي ٱلسَّبۡتِ إِذۡ تَأۡتِيهِمۡ حِيتَانُهُمۡ يَوۡمَ سَبۡتِهِمۡ شُرَّعٗا وَيَوۡمَ لَا يَسۡبِتُونَ لَا تَأۡتِيهِمۡۚ كَذَٰلِكَ نَبۡلُوهُم بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ ١٦٣
Rabbimiz onları yoldan çıkmaları sebebiyle imtihan ettiğini haber verdi. Zira (avlanmayı) haram kıldığı günlerde balıkları getirip, mübah kıldığı günlerde ise gelmelerini engelliyordu. Tıpkı ihramlı olan kimseyi ihramlı günlerinde av(ın olması) ile ihramlı olmadığı günlerde ise avın gelmemesiyle imtihan ettiği veya faizle muamele eden kimsenin kendisine gelip câiz olan alışveriş ile muamele eden kimsenin kendisine gelmemesiyle imtihan ettiği gibi. (İbn Teymiyye, 3/215)
Soru: Şehir halkının yoldan çıkmalarının imtihan olmalarına nasıl sebep olduğunu açıkla.
وَسۡـَٔلۡهُمۡ عَنِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَتۡ حَاضِرَةَ ٱلۡبَحۡرِ إِذۡ يَعۡدُونَ فِي ٱلسَّبۡتِ
Onlar şöyle diyorlardı: “Biz Allah’ın oğulları ve sevdikleriyiz. Çünkü bizler O’nun dostu olan İbrâhim’in ve İsrâil’in torunlarıyız. Bunlar ise Yüce Allah’ın ilk çocukları ve Allah ile konuşan Mûsâ’nın ve onun soyundan olan Uzeyr’in torunlarındandır. Bizler de onların evlâtlarındanız.” Bunun üzerine Yüce Allah, Nebîsi Muhammed’e ﷺ, “Ey Muhammed onlara o kasaba hakkında sor. Ben onları günahları sebebiyle azaba uğratmadım mı?” diyordu. Bunlar onların sadece şeriatın fer‘î hükümlerinden birini değiştirmeleri sebebiyle olmuştu. (Kurtubî, 9/362)
Soru: İsyan eden kimsenin peygamberlerle akraba olması Yüce Allah’ın cezalandırmasını engellemez. Âyetten yola çıkarak bunu açıkla.