Kuran
ﮚ
ﱅ
ﭙ ﭚ ٤٣ ٤٣ ﭜ ﭝ ﭞ ﭟ ﭠ
ﭡ ﭢ ﭣ ﭤ ﭥ ﭦ ﭧ ﭨ ﭩ
ﭪ ﭫ ﭬ ﭭ ﭮ ﭯ ﭰ ﭱ ﭲ
ﭳ ﭴ ﭵ ﭶ ٤٤ ٤٤ ﭸ ﭹ ﭺ ﭻ ﭼ
ﭽ ﭾ ﭿ ﮀ ﮁ ﮂ ﮃ ﮄ
ﮅ ٤٥ ٤٥ ﮇ ﮈ ﮉ ﮊ ﮋ ﮌ
ﮍ ﮎ ﮏ ﮐ ﮑ ﮒ ٤٦ ٤٦ ﮔ
ﮕ ﮖ ﮗ ﮘ ﮙ ﮚ ﮛ ﮜ ﮝ
ﮞ ﮟ ٤٧ ٤٧ ﮡ ﮢ ﮣ ﮤ ﮥ ﮦ ﮧ
ﮨ ﮩ ﮪ ﮫ ٤٨ ٤٨ ﮭ ﮮ ﮯ
ﮰ ﮱ ﯓ ٤٩ ٤٩ ﯕ ﯖ ﯗ ﯘ
ﯙ ﯚ ٥٠ ٥٠ ﯜ ﯝ ﯞ ﯟ ﯠ ﯡ ﯢ
ﯣ ﯤ ﯥ ﯦ ٥١ ٥١ ﯨ ﯩ ﯪ ﯫ ﯬ
ﯭ ﯮ ﯯ ﯰ ﯱ ﯲ ﯳ ﯴ ٥٢ ٥٢
مُهۡطِعِينَ مُقۡنِعِي رُءُوسِهِمۡ لَا يَرۡتَدُّ إِلَيۡهِمۡ طَرۡفُهُمۡۖ وَأَفۡـِٔدَتُهُمۡ هَوَآءٞ ٤٣
(مهطعين) “koşarlar,” sağa sola iltifat etmeksizin ve adım atacakları yerleri bilmeksizin. (لا يرتد اليهم طرفهم) “kendilerine bile dönüp bakamaz durumda,” korku dolu bakışlardan dolayı gözleri kendilerine bile dönmez, âdeta dışarı çıkmış gibi dikilmiştir. Onları önlerine bakmaktan dahi alıkoymuştur. )èîÇîáòàٔðÏîÊïçïåò çîèîٓÇÁìۜ( “Zihinleri bomboş,” kalpleri göğüslerinden gırtlaklarına çıkmış, ne ağızlarından çıkar ne de geri yerine döner bir hâldedir! (el-Beğavî, 2/568.)
Soru: Zalimleri hiç gördün mü, onların verdiği zararı ve dünyadayken müminlere karşı kalplerinin katılığını?
لَا يَرۡتَدُّ إِلَيۡهِمۡ طَرۡفُهُمۡۖ
(الا يرتد اليهم طرفهم) “kendilerine bile dönüp bakamaz durumda,” içinde bulundukları korku, tedirgin düşünceden ve kendilerine uğrayacak olanlardan kaynaklanan endişeden dolayı bakışları bir yere odaklıdır, bir an dahi kırpmazlar. (İbn Kesîr, 2/522.)
Soru: Neden kıyamet günü zalimlerin bakışları kendilerine dönmez ve gözlerini kapatmaya güç yetiremezler?
وَأَفۡـِٔدَتُهُمۡ هَوَآءٞ ٤٣
(وافئدتهم هواء) “Zihinleri bomboş,” yani aşırı şaşkınlık ve dehşetten ötürü kalpleri düşünüp fehmetmekten boş kalır. Bu sebeple korkak ve ahmak olana “kalbi boş” denir, yani kendisinde bir kuvvet ve düşünce yoktur. (Âlûsî, 14/310.)
Soru: Kalp nasıl boş olur?
وَضَرَبۡنَا لَكُمُ ٱلۡأَمۡثَالَ ٤٥
Yani Semûd kavminin beldeleri ve benzerlerinden misaller de verdik. Bizim onlara neler yaptığımızı apaçık gördükten sonra, onların meskenlerinden gereken ibretleri alsaydınız ya! (Kurtubî, 12/163.)
Soru: Helâk olanların yurtlarından geçip onların hâllerinden ibret almayan kimseler hakkında ne dersin?
فَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخۡلِفَ وَعۡدِهِۦ رُسُلَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٞ ذُو ٱنتِقَامٖ ٤٧
(فلا تحسبن ٱلله مخلف وعده رسله) “O hâlde, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma!” Yani kâfirlere karşı zafer vaadinden cayacağını sanma. Şayet “Neden (مخلف رسله وعده) demedi de ikinci mef’ûlü birincisine takdim etti?” denirse, cevaben deriz ki: Yüce Allah vaadi takdim etti ki O’nun mutlak anlamda asla vaadinden dönmeyeceği bilinsin. Bu kelimenin ardından (رسله) “peygamberlerine” kelimesini getirdi ki O’nun insanlara dahi verdiği vaadden dönmeyeceği bilinsin. Bu böyleyken rasûllere ve kullarının en hayırlısına verdiği vaadden nasıl dönebilir? Evvela mutlak anlamı ifade etmesi için “vaadi” takdim etti, sonra da tahsis etmek kastıyla rasûlleri zikretti. (İbn Cüzeyy, 1/448.)
Soru: Yüce Allah’ın (مخلف وعده رسله) “peygamberlerine verdiği sözden cayacağını” kavlinde ikinci mefulün birincinin üzerine takdim edilme sebebi nedir?
وَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ يَوۡمَئِذٖ مُّقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ ٤٩
Her kâfir, şeytanıyla beraber zincirlenerek bağlanır. Yine denildi ki: Zincirlerle ve prangalarla elleri, ayaklarıyla beraber boyunlarına vurulur. (el-Beğavî, 2/571.)
Soru: Kıyamet günü mücrimlerin nasıl haşredileceklerini açıkla.
إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ٥١
Çünkü O istisnasız her şeyi bilir. Hiçbir gizlilik O’na gizli değildir. Bütün yaratılmışlar O’nun kudretine nispetle onlardan biri gibidir. (İbn Kesîr, 2/525.)
Soru: Neden Yüce Allah’ın hesaba çekmesi (سريع) “çabuk” diye nitelendirilmiştir?